Önceki
yazımda da belirttiğim gibi, bir canlı bedenindeki bütün parçalar
birbirini tanımakta, iletişim kurabilmekte ve bir bütünün vazgeçilmez
parçalarını oluşturmaktadırlar. Ve Darwin'in kısırdöngü buradadır.
Tüm canlılarda olduğu gibi insan vücudu da bir bütün olarak çalışmaktadır.
Mesela, vücudunuzu mikroplara karşı koruyan antikorları üreten
hücrelerin DNA'ları birbirlerine çok benzemesine rağmen, tamamen
aynı değildirler. Sizi oluşturan bütün hücreler, döllenmiş tek
bir yumurtadan meydana geldiği için elbette aralarında benzerlik
bulunmaktadır. Ancak, her bir hücrede görülen farklılıklar Darwincilerin
iddia ettiği gibi doğal seleksiyondan değil, vücutta antikor genlerini
düzenleyen üstün ve çok akıllı bir programın varlığı nedeniyledir.
Vücudunuz daha önceden varolan birkaç yüz gen parçasından yola
çıkarak milyarlarca farklı antikor geni üretebilmektedir. Vücudunuzdaki
program kısaca şöyle işlemektedir: Bedeninize giren her bir yabancı
madde, mikrop için B hücreleri benzeri olmayan bir antikor üretip
bunu düşmanın gövdesine takar. Vücutta devriye gezen öldürücü
T hücreleri, işaretlenmiş olan düşmanları vücudun herhangi bir
yerinde farkettikleri anda yok ederler. Duyu organları, olmayan
ve cansız atomlardan meydana gelen T hücrelerinin, gövdelerinde
kendileri için özel üretilmiş antikorları nasıl görebildikleri
ve yok etmeye karar verdikleri ise bilimin sınırlarını aşan ve
insanı düşünmeye yönelten olağanüstü bir durumdur. Darwinizmin
bir kısırdöngü de burada karşımıza çıkmaktadır. Vücudumuzu iç
ve dış tehlikelere karşı koruyan antikorların ve bu savunma sistemini
üreten mükemmel programın doğal seleksiyonla açıklanabilmesi mümkün
değildir. T hücreleri, B hücreleri, antikorlar arasındaki haberleşmenin,
organizasyonun, plan ve programın bir bütünün parçaları olduğu,
hepsinin birbirini tamamladığı açık bir gerçektir. Evrim teorisinin
iddia ettiği gibi, birbirinden bağımsız ve kademeli bir gelişim
süreci geçirmedikleri ortadadır.
Evrim teorisi, tabiatta daima bir mücadele olduğunu, güçlü olanların
hayatta kaldığını ve fiziksel anlamda bir evrimin bu şekilde oluştuğunu
iddia etmektedir. Darwinizm'in temelini oluşturan ve "doğal
seleksiyon" adıyla bilinen bu varsayım, evrim teorisinin
mekanizmasını açıklayamadığı, var olduğuna dair hiçbir delil gösteremediği,
hiçbir deneyle sınayamadığı en önemli çıkmazlarından biridir.
Evrimci bilim adamları, varlıkların doğal seleksiyon sonucu kompleks
sistemlere sahip canlılar haline geldiğini gösteren hiçbir kanıta
rastlayamamışlardır. Örneğin canlı organizmaların yapıtaşı olan
protein olmaksızın canlılığın oluşabilmesi imkansızdır. Ancak
bugün, tabiatta ilk olarak proteinin mi yoksa proteini oluşturan
sistemin mi meydana geldiği sorusunu cevaplayabilen bir tek evrimci
bulunmamaktadır. Canlı bir varlığın meydana gelebilmesi için her
ikisinin de aynı zamanda oluşmuş ve görevine başlamış olması gerekmektedir.
Doğal seleksiyonu tek başına çürüten başka bir örnek de, bir makina
gibi çalışan ve pek çok bakterinin yüzerken kullandığı motor görevini
gören kamçıdır. Bakterinin sabit gövdesine tutunmuş olan bu kamçı,
durmadan dönen bir pervaneye sahiptir. Bakterilerin hareketini
sağlayan kamçı birkaç cümlede özetlenemeyecek kadar kompleks bir
yapıya sahiptir. Stanford Üniversitesi'nden Lucy Shapiro bakterilerin
kamçısı hakkında yazdığı bir makalede şöyle demektedir:
"50
geninin bu düzeninin koordinasyonunu başarıyla yönetebilmek ve
bu genlerin protein ürünlerini inşaat alanına taşıyıp, doğru parçaları
büyük bir titizlikle, vücuttaki bütün geçerli olan kuralları uygulayarak
üst katlara götürebilmesi için hücrenin çok etkileyici bir organizasyonel
beceriye gereksinimi vardır."
Bakterinin
kamçısındaki bir parçanın bile eksik olması, kamçının işlevini
kesinlikle yerine getirememesine neden olur. Daha önce verilen
fare kapanı örneğinde de görüldüğü gibi ancak mikroskop altında
inceleyebildiğimiz bir bakterinin kamçısı, kademe kademe oluşamayacak
kadar kompleks bir yapıya sahiptir. Bakterilerin kamçısının sahip
olduğu pervane sistemi 25 yıldır bilinmesine rağmen, bu zaman
zarfında biyokimya alanında böyle mükemmel bir makinanın doğal
seleksiyon yoluyla nasıl ortaya çıktığını açıklayan bir tek bilimsel
çalışma yayınlanmamıştır. Darwin'in teorisine gelince, bakterinin
kamçısını ya da diğer kompleks biyokimyasal sistemlerin kökenini
açıklama konusunda tamamen sessiz kalmayı yeğlemektedir.
Evrim teorisini ve mekanizmalarını bir dogma ve bir ideoloji haline
getirmediklerini iddia eden evrimci bilim adamlarının yapması
gereken, deneylerle bakteri kamçısının ya da herhangi başka bir
kompleks sistemin doğal seleksiyonla nasıl oluştuğunu göstermektir.
Ancak ne bugüne kadar bu tez doğrulanabilmiştir, ne de bundan
sonra böyle bir iddianın kanıtlanabilmesi mümkündür. Evrimci biyolog
Allen Orr, "biyokimyanın tarihini tekrar oluşturabileceğimize
dair hiçbir garantimiz yoktur. Eğer bunu başaramasak bile bu,
indirgenemez karmaşıklığın, kademeli evrimin çürütüldüğü anlamına
gelmez…" diyerek, evrim teorisini ve doğal seleksiyonu kayıtsız
şartsız, peşinen kabul ettiğini göstermektedir.
Bu, son derece tehlikeli ve bilimsellikten çok uzak bir yaklaşımdır.
Orr'un bilim adına yaptığı konuşmanın mesajı şudur: "Ben,
kompleks biyokimyasal sistemlerin aşamalı bir şekilde oluştuğunu
biliyorum, fakat bana 'nasıl' sorusunu sormayın"
Darwinizm'deki en önemli kısırdöngü, hayatın temelini anlamak
için kesinlikle yanlış bir çıkış noktası olmasıdır. Gerçek, tabiatta
son derece net ve çarpıcı bir şekilde gözler önüne serilmektedir.
Tüm sistemler, bakteri kamçısında da görüldüğü gibi üstün bir
Yaratıcı tarafından bir amaca yönelik olarak, sonsuz bir akılla
dizayn edilmiştir. Bilimin bizleri doğal olarak getirdiği bu nokta,
üstün bir Yaratıcı'nın yani Allah'ın varlığını ve gücünü kabullenmek
istemeyenleri rahatsız edebilir. Ancak, bilimi bir dogma olarak
değil, gerçekleri bulma yolunda önemli bir vasıta olarak gören
her bilim adamının varacağı sonuç, evrendeki mükemmel dizaynın
tek Yaratıcısı ve sahibinin Allah olduğu olacaktır.