|
IŞIK
SAÇAN CANLILAR - 2
Birbirinden
şaşırtıcı yönleri ve akıl gösterileri ile birer tasarım harikası
olan ışıklı balıklar okyanusların diplerinde yaşar ve o karanlık
ortamı yaydıkları ışık ile aydınlatırlar. Dün üstünde durduğum gibi
bu canlıların ışık yaymalarının bir çok hikmeti vardır. Bu canlılar
yaydıkları ışık sayesinde avlanarak beslenirler, yaydıkları ışık
ile deniz diplerini aydınlatır, kendilerini korur, kamuflaj yapar,
ayrıca düşmanlarını korkuturlar. Işıklarını sürekli olarak çıkarmaz
ancak uygun gördükleri (!) acil durumlarda dışarı vururlar. İnsan
bile, kendinden büyük bir saldırgana yenik düşerken küçük bir canlının
kendinden kat kat büyük bir canlıya -hiç bir çaba sarfetmeden elde
ettiği- bir ışıkla karşılık vermesi yetmektedir.
Ayrıca
kendileri çok küçük olan bu canlıların gözleri neredeyse toplu iğne
başı kadardır. Bu gözlerle karşıdan gelen canlının dost mu düşman
mı olduğuna hemen karar verebilmeleri ve aldıkları karara göre ışıklarını
yakmaları için muhakemelerinin olması gerekir. Zira karşıdan gelen
hayvanı görmek ayrı, onun amacını anlamak ayrıdır. Anlamak, ayırdetmek
gibi davranışlar ise üstün akıl gerektirir. Oysa ki bu canlıların
bir beyine sahip olduklarını bile söyleyemeyiz. Ayrıca bu akıl oyunlarını
yalnızca bir ışıklı canlı değil binlercesi sergilyebilmektedir.
Elbette ki bunların hiç biri tesadüfler ile açıklanamaz. Doğru ve
hak olan, herşeyi yaratanın, her ayrıntıyı yerli yerince takdir
edenin onlara bütün bu yetenekleri var oluş anlarından itibaren
bahşetmiş olduğudur.
Allah her canlıya farklı üstün yönler vermiş, bunlarla insanları
düşünmeye, gerçeği aramaya ve akleden insan olmaya çağırmıştır.
Bir Kuran ayeti bu gerçeği şöyle belirtir:
"Sizin
ilahınız tek bir ilahtır; O'ndan başka ilah yoktur; O, Rahman'dır,
Rahim'dir (bağışlayan ve esirgeyendir).
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün
ard arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen
gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden
sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları
estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğidirlmiş bulutları evirip
çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır."
(Bakara Suresi, 163-164)
Peki
birçoğunun beyni bile olmayan bu canlılar ışık üretmeye nasıl karar
vermişlerdir.
Işık, bu canlıların ürettiği bir dizi kimyasal olayın sonucunda
ortaya çıkar. Bu kimyasal olaylar ise son derece karmaşıktır.
Vücutlarında luciferin isimli bir pigment ve aynı zamanda da luciferaz
isimli bir enzim bulunur. Pigmentin okside olması ve enzimin katalizatör
görevi görmesiyle meydana gelen reaksiyonun sonucunda ışık oluşur.
Bu işlemde kimyasal enerji ışık enerjisine çevrilmektedir. Pigmentin
okside olabilmesi için oksijene ihtiyaç vardır. Bunu da kolayca,
kendisinde bolca oksijen bulunan sudan elde eder. Işık saçan luciferin,
luciferaz enzimi tarafından okside edildiğinde, bazı luciferin molekülleri
enerjiyi içine çeker ve harekete geçer. Bu aşamadan sonra her bir
luciferin molekülü bir foton açığa çıkarır.
Bugüne kadar hayatında hiç kimya eğitimi almamış birinin, anlatılan
işlemleri en ince ayrıntılarına kadar kavraması gerçekten de oldukça
zordur. Bilmediği bir çok terimle karşı karşıya kalacak, olayları
anlayabilmek için mutlaka bir yardımcıya ihtiyaç duyacaktır.
Oysa -açıkça anlaşılıyor ki- bu hayvanlar doğuştan yeteneklidirler.
İnsanın dersini görmeden anlayamayacağı bir çok ayrıntıyı, onlar
doğdukları andan itibaren üzerlerinde taşımaktadırlar.
Işık saçan canlıların bir kısmı kendileri ışık üretme zahmetine
gerek duymazlar. Ancak çok özel organlarda ışık saçıcı bakteriler
barındırırlar. Bakteriyel ışık organları kendileri ışık saçan canlıların
ışık organlarından çok farklıdır. Çünkü bakteriler hücre dışındadır
ve sürekli olarak ışık verirler. Bakteri ve hücrelerden gelen ışık
her bir yana dağılırlar; ancak buna rağmen ilginç olan bu ışığın
yönünün kontrol altına alınabilir olmasıdır.
Bunu bir örnekle anlatmak istersek: örneğin Photoplepheron Palebrotun
adında bir balık ışığını kendisi üretmez. Bu iş için bir bakteri
kullanır. Aynı karanlıkta kalmış birinin eline fener alıp etrafını
aydınlatması gibi...
Düşmanlarıyla karşılaştığında ise balık arkasında bu bakterilleri
bırakıp kaçar. Bakterileri ışıldarken gören düşman hala onları balığın
kendisi zanneder ve hızla onlara yönelir. Balık ise bu anı fırsat
bilerek kaçar. Burada yanıtlanması gereken birçok soru mevcuttur.
Burada akla balığın bakterileri nasıl üstünde tutuğu, nasıl barındırıp
beslediği, uygun gördüğü zaman nasıl üstünden attığı, böyle bir
taktiği nasıl uyguladığı gibi bir çok soru gelmektedir.
Tüm bu yapılan işlemler büyük bir aklın göstergesidir. O akıl evrenin
her yerine hakim olan düzenin ve uyumun sahibi olan Rabbimizin sonsuz
aklının tecellisidir. Cenab-ı Allah kainatın her köşesinde ilmini,
aklını, kudretini ve örneksiz yaratmasını tecelli ettirmektedir.
Bediüzzaman demiştir ki:
"Bir
San-i Zülcelal, Kendi sanatının mucizeleriyle Kendini tanıttırmak
ve bildirmek ister.
Bir Rabb-i Rahim, rahmetinin güzel meyveleriyle Kendini sevdirmek
ister.
Bir Mü'min-i Kerim, maddi ve manevi nimetlerin lezizleriyle perverde
ediyor.
Bir Celil-i Cemil, şu mevcudatın ayinelerinde kibriya ve kemalini
ve celal ve cemalini izhar edip nazar-ı dikkati celb ediyor.
Bir Ganiyy-i Mutlak, bir sehavet-i mutlak içinde nihayetsiz servetini,
hazinelerini gösteriyor.
O Fatır-i Zülcelal, yeryüzünü bir sergi hükmünde yapmış. Bütün
antika san'atlarını orada teşhir ediyor.
Bir Vahid-i Ehad, şu kainat sarayında taklid edilmez sikkeleriyle,
Ona mahsus hatemleriyle, Ona münhasır turralarıyla, Ona has fermanlarıyla
bütün mevcudata damga-i vahdetini koyuyor ve tevhidin ayatını
nakşediyor ve afak-ı alemin aktarında vahdaniyetin bayrağını dikiyor
ve rububiyetini ilan ediyor." (Sözler, s.344-345)
|