YARATILIŞIN BİR BAŞKA DELİLİ: "İSKELETİMİZ"
Allah
(c.c.) Kur'an-ı Kerim'in Bakara Suresi'nde, insanın yaratılışındaki
mükemmelliğe şöyle dikkat çeker:
"Kemiklere
de bir bak nasıl biraraya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?"
(Bakara Suresi, 259)
Ayet-i
kerimede de ifade edildiği gibi insan vücudunun her noktası, Allah
(c.c)'ın eşsiz sanatını gösteren sayısız delille doludur. İnsan
vücudu incelendiğinde, büyük bir mühendislik harikası ile karşılaşılır.
Başlı başına sanat eseri niteliğinde olan iskeletimiz, hayatımız
boyunca yaptığımız her hareketi hatasız ve mükemmel bir şekilde
yerine getirmemizi sağlar.
Kusursuz bir dizilime sahip olan kemikler, dışarıdan gelen darbeleri
emebilecek esneklikte çok özel bir malzeme ve tasarımla yaratılmışlardır.
Bu nedenle insan bedeninde hayati öneme sahip olan tüm organlar,
özel sistemlerle koruma altındadırlar. Sözgelimi kafatası kemiği,
insanın hayati organı olan beynini olabilecek en özenli şekilde
korur. Nitekim anne karnındayken birbirinden bağımsız olan kafatası
parçaları, zamanla büyüyerek adeta bir bulmacanın parçalarının
biraraya getirilmesi gibi, birbirine monte olurlar. Doğumdan bir
süre sonra ise, insan beynini koruyacak en mükemmel yapıya kavuşurlar.
Bunun yanısıra kalp ve akciğerleri göğüs kafesi korurken, omuriliği
de omurga güvenlik altında tutmaktadır. Çünkü vücudun en önemli
organlarından biri olan omuriliğe gelebilecek en ufak darbe ya
da hasar, insan bedeninin felç olmasına sebep olabilmektedir.
Bu nedenle omurga kemikleri hem çok sert, hem de çok dayanıklı
olarak yaratılmışlardır.
Omuriliği koruyan kemiklerin sahip olduğu bu özellik, yaratılış
mucizesinin delillerini bir kez daha gözler önüne serer. Omurga,
üst üste dizili olan omurlardan meydana gelmektedir. İnsan her
adım atışında omurgayı oluşturan bu omurlar hareket ederler. Ancak
yapılan hareketler esnasında omurların aşınma tehlikesi de vardır.
Bu nedenle insan vücudunun karşılaşacağı muhtemel tehlikelere
karşı olağanüstü bir önlem alınmıştır. Omurların aşınmaması için
her bir omur arasında bir nevi amortisör görevi yapan dayanıklı
diskler vardır. Bu diskler, insanın her adım atışında yerden vücuda
gelen tepki kuvvetini azaltarak kemiklerin yaylanmasını sağlar.
Nitekim omurga kemiklerinin dizilimi de özel bir planlamanın ürünüdür.
Üst üste dizilerek "S" harfi çizen omurga kemiklerinin
bu şekli, son derece hikmetlidir. Çünkü, eğer "S" şeklinde
değil de, dümdüz bir görünümde dizilmiş olsalardı ve aralardaki
disklerin darbeleri emme özellikleri bulunmasaydı, 30 cm. yükseklikten
atlayan bir insanda omurganın boyuna yapacağı baskı sonucu, omurga
beyni parçalayarak kafatasından dışarı çıkacaktı. Ya da eğer omurgaların
yapısı kafatası gibi yekpare tek bir kemikten oluşsaydı, insan
en basit bir hareketi bile yapamayacaktı. Böyle bir durumda da
kemiklerin hiçbir elastikiyeti olmayacağından, insan sürekli olarak
dimdik durmak zorunda kalacak, en hafif bir eğilmede dahi kemikler
kırılacak ve omurilik son derece önemli hasarlar görecekti.
Görüldüğü gibi, insan vücudundaki tek bir özellik dahi, insanın
ard arda gelen kör tesadüfler sonucu evrimleşerek oluşmadığını,
aksine son derece "planlı ve hikmetli" bir yaratılışın
sonucunda bu özellikleri kazandığını bizlere göstermektedir. Çünkü
tesadüfler, ortaya mükemmelliği değil karmaşayı getirmektedir.
Halbuki insan vücuduna bakıldığında, mükemmel bir uyum ve tasarım
görülür.
Tüm bunların yanısıra, insan vücudundaki bazı kemiklerin kendilerine
özgü dizaynı ve "esnekliği" vardır. Sözgelimi göğüs
kafesini meydana getiren kemiklerin esnek bir özelliğe sahip olmaları
nedeniyle insan rahat nefes alıp verebilmektedir. Aksi takdirde
nefes alınışı esnasında akciğerlerin kemiklere baskı yapması sonucu
insan yaşamı sona erecektir.
İnsan vücudundaki kemiklerin sahip oldukları özellik, insanların
meydana getirdiği inşaat yapılarına da örnek olmuştur. Nitekim
Eyfel Kulesi'nin mimarı olan Maurice Koehlin, ünlü kulenin projesini
çizerken, vücudun en hafif ve dirençli kemiği olan uyluk kemiğinden
etkinlenmiştir. Boru şeklinde, ancak içi iğli bir yapıya sahip
olan uyluk kemiğindeki bu yapı, kemiklere esneklik ve hafiflik
kazandırırken, sağlamlıklarından da hiçbir şey kaybettirmez. Aynı
şekilde yapılan Eyfel Kulesi de bu nedenle kendinden havalandırmalı
sarsılmaz bir mimariye sahip olmuştur.
Kaldı ki insanın hareket edebilmesi için özel olarak yaratılmış
olan iskelet, yapılan hareketten de güç kazanır. İnsanın yapmaya
başladığı bir hareket, hiçbir güç sarfedilmeksizin devam ettirilebilir.
Örneğin yürümeye başlayan bir insan, fazladan bir efor sarf etmeksizin
yürümeyi sürdürebilir. Çünkü dengeli olarak çift yönlü dizayn
edilmiş iskelet ve kaslar, aralarında mükemmel bir koordinasyonla
hareketin devamını sağlarlar. Bir kol diğer kolun, bir bacak diğer
bacağın hareketini tamamlar. Bu noktada akışkan olan "mekanik
bir tasarımın" da varlığı gözler önüne serilmektedir.
Üstelik kemiklerin özellikleri bununla da sınırlı kalmaz. Kemiklerin
içinde sinir sisteminin çalışmasını sağlayan ve vücudun en önemli
minerallerinden biri olan kalsiyum ve fosfor depo edilir. Kalsiyum
vücutta sinir uyarılarının taşınmasını temin eden oldukça önemli
bir mineraldir. Bedenin gereksinim duyduğu kalsiyumun %99'u, kemiklerden
sağlanır. Nitekim kalsiyum ve fosforun yanısıra, hücrelere oksijen
sağlayan alyuvarların yapımı da kemiklerde gerçekleştirilmektedir.
Görüldüğü gibi insan vücudundaki yapılarda son derece mucizevi,
içiçe geçmiş sistemler vardır. Bir başka deyişle, insan vücudunu
meydana getiren tüm yapılar, sahip oldukları sistemlerin tek bir
tanesinin olmaması halinde işlevlerini sürdürememektedirler. Tüm
bedenimiz, Allah (c.c)'ın yaratışındaki üstünlüğü ve sanatı gösteren
mucizevi sistemlerle donatılmıştır. Nitekim Allah (c.c.) bu üstünlüğü,
Mü'minun Suresi'nde şöyle belirtir:
"Sonra
o su damlasını bir alak (embriyo) olarak yarattık; ardından o
alak'ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası olarak yarattık;
daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece
kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa
ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir." (Mü'minun
Suresi, 14)
|