Hayvanların
ve bitkilerin birtakım özellikleri, inkarcıların, yaratılış konusundaki
olumsuz iddialarını tam anlamıyla boşa çıkarmaktadır. Her zaman
kendi bilgi ve gücüne güvenen insan, neden ve nasıl yaratıldığını
dahi bilemediği pek çok şeye seyirci kalmakta, bunu dayandıracak
sebep bulamamaktadır. Halen nasıl meydana geldiği bir sır olan milyonlarca
ayrıntı vardır ve bunlara Allah'ın yaratması dışında sebepler bulmaya
dair çabalar hep sonuçsuz kalmaktadır. Benimde bir süredir yazılarımda
vurgulamaya çalıştığım bu iman delilleri, bu ayrıntıları tekrar
gözler önüne serebilmek içindir.
Hayvanların
büyük bir istikrarla uyguladıkları özelliklerinden biri de, aynı
türlerin bütün kışı uykuda geçirmeleridir. Kış uykusuna yatacak
olan bir hayvan, bütün yaz boyunca, sanki kış için bir hazırlık
yaptığının bilincindeymiş gibi hareket eder. Öncelikle kendi kilosunun
iki katı kadar kilo alır. Yani kışın vücudunun ne tip zorluklarla
karşılaşacağını, uzun uyku dönemi boyunca hiçbirşey yemeden canlı
kalması gerektiğini hesaplar gibi hareket eder. Özellikle ayılar
yazın günde yaklaşık 20. 000 kalori alırlar. Günlük normalde aldıkları
4000 kaloriyi dikkate alırsak bu oranın ne kadar yüksek olduğunu
daha iyi anlayabiliriz. Özellikle kış uykusuna yatmadan önceki son
günlere reçineli bitkiler gibi hazmı oldukça zor besinleri yemeyi
tercih ederler. Böyle bir seçimi canlının kendisine veya mantıki
temellere dayanmayan birtakım sebeplere bağlamak büyük bir cahilliktir.
Hayvan kendi ısısını ayarlamakta, bunun için de ısısını belli bir
seviyede tutabilmek ve rahat uyuyabilmek için kurumuş çimler ve
yapraklardan kendisine bir yatak yapmaktadır.Ayrıca yatış poziysonu
da bu ısıyı muhafaza etmeye yöneliktir.
İnsanın, vücut ısısı veya kalp atşı hızı gibi vücut fonksiyonlarını,
kendisinin kontrol altında tutması mümkün değildir. Bu ancak, son
derece teknolojik ve oldukça teferruatlı cihazlarla kısmen mümkün
olabilmektedir. Oysa kış uykusuna yatan hayvanların çoğunluğu, sanki
yapmaları gerekenin ne olduğunu biliyormuş gibi, kendi vücutlarını,
maksimum enerji harcamaktan kurtarmaya çalışırlar. Uykuda hayvanın
vücut sıcaklığı neredeyse yarı yarıya düşmektedir. Kalp, karaçiğer
ve diğer organların çalışmasıiçin az enerji gerekeceğinden, solunum
ve kalp atımları iyice yavaşlar. Kış uykusuna yatan ayıların, normal
bir yaz uykusunda kalpleri dakikada 40-50 defa atmaktayken, kış
uykusu sırasında dakikada yalnızca 8 defa atmaktadır.Bunula beraber,
ekstra ısı kazanmak için uyku sırasında titredikleri de bilinmektedir.
Hayvanların çeşitli mucizevi özelliklerinden bahsetmemin en önemli
nedenlerinden biri, aklederek yapmaya malik olamadıkları pek çok
şeyi başarabilmeleridir. Bunu kendisinden öncekilerden öğrenmiş
değildir ve kendisine bu kadar teknik bilginin öğretilmesi de mümkün
değildir. Buna rağmen bazı türler, kışın soğukta donma tehlikesi
geçirdikleri zaman hemen uyanarak, vücut sıcaklıklarını arttırırlar.
Daha sonra tekrar uykuya dalarlar.
Asıl olan bütün bunları bir hayvanın başarmış olmasından daha ötedir.
Çeşitli kılıflar bulunsa bile sözkonusu kendinden habersiz uyuyan
bir canlıdır. Hayvanın kanındaki oksijen miktarına kadar herşey
dengededir. Bu dengeyi sağlayan özellik, vücuttaki küçük bir miktar
ürenin uyku sırasında çeşitli şekillere girmesidir. Üre vücuttaki
arıtma sistemi tarafından azaltılır ve nitrojene dönüştürülür.Böylelikle
üretilen bu nitrojen ile vücutta toksit üre arttırmını önler. Bu
da hayvanın uyku sırasında zehirlenmemesi için vücudun aldığı önemli
bir tedbirdir. Böyle bir metabolik üstünlük, insanlarda mide ve
şeker hastaları için yeni dietler bulunması amacıyla kullanılmaktadır.
Değerli üstad Bediüzaman Said Nursi Rabbimizin bu üstün sanatına
ilişkin şu sözleri zikrediyor:
"...Hayvanat
ve nebatatın icadında, gözümüzle görüyoruz, hadsiz bir sehafet
ve kesret içinde, nihayet derecesinde bir itkan, bir hüsn-ü
sanat bulunuyor.Hem nihayet derecede karışıklık ve ihtilat içinde
nihayet derecede bir imtiyaz ve tefrik görünüyor.Hem nihayet
derecede mebzuliyet ve vüs'at içinde, nihayet derecede sanatça
kıymetkarlık ve hilkatçe güzellik bulunuyor.Hem nihayet derecede
sanatkarane bir surette, çok cihazata ve çok zamana muhtaç olmakla
beraber, gayet derecede suhulutle ve süratle icad ediliyor.Adeta
birden ve hiçten o mucizat-ı sanat vücuda geliyor..."(Mektubat,
Yirminci.Mektup, İkinci makam, Onuncu Kelime)
|