CESUR
SAVAŞÇILAR (SAVUNMA SİSTEMİMİZ) - 1
Geçen
yazımda, derimizin hemen altında bulunan ve bizi, dışarıdan gelen
her türlü yabancı hücreye karşı koruyan mükemmel bir ordudan -savunma
sisteminden- bahsetmiştim. Bu yazımda sizlere savunma sistemini
daha yakından tanıtmaya çalışacağım. Öyle sanıyorum ki evrendeki
birçok konu gibi bu da detaylarıyla ögrenildikçe, neden Cenab-ı
Allah'tan başka hiçbir varlığın böyle birşeye güç yetiremeyeceği
daha iyi anlaşılacaktır.
Savunma sistemimizin, vücudumuza giren antijenlere (vücudumuza giren
her türlü yabancı hücreye verilen ad) karşı verdiği cesur savaş
başlıca dört bölümden oluşur:
1. Düşmanın tanınması 2. Saldırı silahlarının hazırlanması 3. Savaş
anı 4. Yeniden normale nönüş
Savaşa başlamadan önce düşmanın tanınması çok önemlidir. Çünkü savunma
hücrelerimiz (B ve T hücreleri), vücudumuza giren antijenin cinsine
göre farklı savaş taktikleri geliştirirler. Çevremizde bulunan duman
zerrecikleri ve kimyasal zehirler gibi cansız maddelere karşı ayrı;
bakteriler, virüsler gibi canlılara karşı da ayrı bir şekilde savaşırlar.
Savunma hücrelerimiz olan T ve B hücrelerinin doğadaki milyonlarca
antijeni, hatta labaratuvarlarda yapay olarak elde edilen antijenleri
dahi tanıyıp, ayırt edebilmesi ve herbirinin yapısına uygun bir
saldırı düzenlemesi olağanüstü bir olaydır. Kuşkusuz böyle bir olay
ancak Cenab-ı Allah'ın ilhamıyla gerçekleşebilir.
Bundan sonra sıra bu saldırıda kullanılacak silahların üretilmesine
gelir. Olay yerine ilk gelenler makrofajlardır. Bunlar düşmanı yutup
yok etmeye çalışırken, onlardan kopardıkları parçaları yardımcı
T hücrelerine götürürler. Yardımcı T hücreleri de hemen katil T
hücrelerine haber verir. Katil T hücreleri bir yandan ordu oluştururken
diğer yandan da düşmanla ilgili topladıkları bilgileri lenf bezlerine
ulaştırır. Lenf bezlerinde görev sıralarını bekleyen B hücreleri
kendilerine gelen bilgiler doğrultusunda antikor hazırlarlar. Antikorlar,
düşmana karşı kullanılan çok kullanışlı silahlardır. Hem onların
biyolojik yapılarını bozarak etkisiz hale getirir, hem de diğer
hücrelerin onları tanımaları için üzerlerine belirleyici bir işaret
koyarlar.
Artık düşman iyice tanınmış ve onunla amansız bir mücadeleye girebilecek
bir ordu hazırlanmıştır. Bu, savaşın resmen başladığını bildirir.
Artık katil T hücreleri, kimyasal yollarla antijenlerin zarlarını
kolayca delerek ölmelerine sebep olabileceklerdir.
Bu anlattıklarım içimizdeki bu donanımlı ordunun yaptıklarının çok
az bir bölümünün kısaca özetidir. Şu haliyle bile açıkça görülüyor
ki, tüm bunlar, küçücük hücrelerin tek başlarına yapabileceği işler
değildir. Sadece bir antikorun yapısındaki herhangi bir maddenin
yapılabilmesi için bile insanoğlunun harcayacağı parayı, zamanı,
emeği düşünün. Üstelik elde ettiği sonucu mutlaka bir yerde test
etmesi gerekecektir. Oysa B hücrelerinin böyle birşeye ihtiyaçları
yoktur. İstedikleri an, bir saniye içinde binlerce antikor üretebilirler.
Kaldı ki, sözkonusu savaşın her detayı buna benzer olağanüstü olaylarla
doludur.
Savaşın gelişimi gibi finalde mükemmeldir. Tehlike geçtikten sonra
baskılayıcı T hücreleri tüm saldırı sistemini durdurur ve bütün
faaliyetler bir anda son bulur ve saldırı hücreleri eski yerlerine
dönerler. Bu şekilde savaş son bulur. Fakat aradan yıllar geçse
de vücut aynı antijenle karşılaştığında, bunu hatırlayacak ve savunma
işlemi bizim hiç hissetmeyeceğimiz kadar kısa sürecektir.
Hiç şüphesiz Cenab-ı Allah tarafından bizlere çok büyük bir nimet
olarak verilen savunma sistemi, O'nun varlığının, gücünün en büyük
delillerinden biridir. Böylesine bir sistemin kendiliğinden zamanla
oluşması imkansızdır. Bu, Rabbimizin, biz kulları üzerindeki şefkatinin
ve merhametinin bir tecellisidir.
|