Toplumların
kalkınmasındaki en büyük etkenlerden biri kuşkusuz onu oluşturan
insanların gelişmiş şahsiyetleridir. Olgun, medeni bir şahsiyete
sahip bir insan hem kendisi, hem de içinde bulunduğu toplum başta
olmak üzere tüm insanlığa son derece faydalı olacaktır. Nitekim
devleti ve milleti adına büyük hedefler peşinde olup onların çıkarlarını
sonuna kadar koruyan, iyiliği amaç edinmiş ve bunda yüksek bir
irade ve sabıra haiz, üzerine düşen her türlü sorumluluğu taşımaya
ve her vazifeyi yerine getirmeye hazır olan insanların, içinde
bulundukları toplumu her zaman daha da ileriye götürecekleri aşikardır.
Bu da ancak "hayat boyu iyi ve doğru olanda irade gösterme"
düsturunu kendine ilke edinmekle mümkündür. Ve şunun da mutlaka
bilinmesi gerekmektedir ki, sayılan özelliklerin tek bir kilit
noktası vardır: "Sağlam bir iman".
Sürekli olarak iyilik ve hayır işlemenin ve bunda sağlam bir kararlılık
göstermenin tek yolu, hakiki imandır. Kişi ancak hayat boyu sürecek
kuvvetli bir iman ve daimi bir Allah korkusu ile niyetinde, fikrinde
ve amellerinde kararlılık elde edebilir. Herşeyi açıklayan, her
türlü bilgiyi içeren ve insanlara doğruları ileten Kur'an, makbul
olan davranışın da bu olduğuna şöyle işaret ediyor:
"Allah,
hidayet bulanlara hidayeti arttırır. Sürekli olan salih davranışlar,
Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlı, varılacak sonuç
bakımından da daha hayırlıdır." (Meryem Suresi, 76)
İman
ve takva sahibi olan kişi, aklını daima hizmet için yoracaktır.
Ve hizmetin ne olduğunu da yine aydınlatıcı, yol gösterici gerçek
rehber olan Kuran'da bulabilmektedir. Bu doğrultuda hizmet, Allah
yolunda gösterilen her türlü ciddi çabadır. Bunun için bir yoksulu
doyurmak, yetim olana, yolda kalmışa yardım etmek, infak etmek,
Allah'ın dininin tebliği için çaba göstermek, akıl yürütmek, inkarcılara
karşı tedbirli olmak, onların tuzaklarını yerle bir etmek ve din-dışı
fikir sistemlerini çökertmek, müminlerin tesanütlerini arttıracak
faaliyetlerde bulunmak gibi daha yüzlerce faydalı çalışma sayılabilir.
İşte bir mümin, ömrünü bunlara benzer hayır işleriyle geçirirken,
amelleriyle Rabbinin rızasını ve hoşnutluğunu arar. İşlediği salih
ameller, Allah'a yakınlaşmak ve cenneti kazanmak için dua hükmündedir.
Ancak asıl önemli olan noktalardan biri de hizmette gösterilen
irade ve istikrardır. Büyük düşünen ve büyük hedefleri olan, kendisi
için ahirette cenneti, dünyada takvayı, devleti ve milleti için
de en yüksek seviyeyi dileyen her müslüman, hizmette daim olmalı,
her gün artan çalışma temposuyla geceli gündüzlü amel işlemelidir.
Böylelerinin davranışlarının takdire şayan olduğunu Cenab-ı Allah
şu şekilde bildirmiştir.:
"Kim
de ahireti ister ve bir mü'min olarak ciddi bir çaba göstererek
ona çalışırsa, işte böylelerinin çabası şükre şayandır."
(Araf Suresi, 19)
Hizmette
gösterdiği iradeyi ibadetlerinde ve ahlakında da gösteren mümin,
Allah'ın emrettiği ve üzerine farz kıldığı her ibadette son derece
kararlı olur. Nitekim "Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin
Rabbidir; şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. Hiç
O'nun adaşı olan birini biliyor musun?" (Meryem, 65) ayetinde
bildirildiği gibi bu, Allah'ın bir emridir ve mümin Allah'ın emirlerine
kayıtsız-şartsız tam bir teslimiyetle teslimdir.
Ahlaken de istikrarlı olan mümin, her şart ve durumda bundan ödün
vermez. Gösterdiği sabır, tevekkül, şefkatli ve merhametli tavır
günün her saatinde ve her olay karşısında değişmeden ve bozulmadan
tecelli eder. Bir an bile tahammülsüz davranışlar sergilemez ve
böyle bir hareket yaparak Rabbinin sevgisini ve hoşnutluğunu kaybetmekten
korkar.
Görüldüğü gibi, kendiyle ve etrafıyla barışık olan imanlı bir insan,
sahip olduğu hizmet anlayışı, güçlü imanı ve kararlılığı sayesinde
tam anlamıyla kendisinden hoşnut olunan bir insandır. Tarih boyunca
her mümin üzerinde barındırdığı ahlakı ve çalışkanlığıyla içinde
yaşadığı topluma hep hayır kazandırmıştır. Peygamberler buna en
güzel örneği teşkil ederler. Ve yine peygamberlerin en örnek özelliklerinden
biri de, ibadetlerinde, amellerinde ve ahlaklarında en yüksek bir
kararlılıkla davranmalarıdır. İnkarcıların, müşriklerin, münafıkların
baskılarına rağmen dini büyük kitlelere yaymış olan Peygamber Efendimiz
(S.A.V.)'in gösterdiği azim ve kararlılık, asırlar sonra dahi tüm
insanların örnek alıp yetişmeye çalıştıkları üstün bir irade gösterisidir.
Diğer peygamberler de mücadeleleri ve ahlaklarındaki kararlılıklarıyla
çok güzel birer örnek oluşturmaktadırlar. Hz. Musa (A.S.)'nın Firavun
karşısındaki cesur ve azimli yapısı, Hz. Nuh (A.S.)'un kavmine karşı
kararlı tebliği, Hz. İbrahim (A.S)'in ateşin karşısında dahi gösterdiği
üstün tevekkül, Hz. Eyüp (A.S)'ün hastalığı karşısındaki sabrı,
kendilerinden sonraki tüm müslümanlara takvada, sabırda ve kararlılıkta
önemli bir yol göstermiştir. Bu yolu takip eden müminler de bu mübarek
şahısları kendilerine örnek almışlardır. Kuşkusuz Bediüzzaman da
Allah'ın peygamberlerinin örnek yolunu izleyen üstün ahlaklı insanlardan
biridir. Sabır ve kararlılık timsali olan Üstadın şu sözleri onun
yüksek şahsiyetini bizlere göstermektedir:
"Yüzer
milyon başların feda oldukları bir kudsi hakikate başımız dahi
feda olsun! Dünyayı başımıza ateş yapsanız, hakikat-i Kur'aniyeye
feda olan başlar, zındıkaya teslim-i silah etmeyecek ve vazife-i
kudsiyesinden vazgeçmeyecektir inşaallah." (Lemalar, sf.250)
Görülüyor
ki, irade ve azim ile üstünden gelinemeyecek hiçbir iş yoktur.
İman eden, hür düşünen, irade sahibi her insanın önü açıktır.
Takvada, imanda ve ibadette gereken iradeyi gösteren her kişi,
kendinden öncekiler gibi hayırlı bir yaşam sürüp, ardında şerefli
bir isim bırakabilme ve Rabbinin sonsuz nimetine kavuşabilme imkanına
sahiptir.
|