|
Rahman
olan Allah, Kur'an-ı Kerim'in bir çok ayet-i kerimesinde "Ey
iman edenler" hitabıyla müslüman kullarına seslenir. Bu ayetler,
iman edenlere öğüt vermek, onları dosdoğru yola iletmek ve Allah
(c.c.)'ın kendilerinden istediklerini bildirmek için indirilmiştir.
Rabbin kullarından razı olması için bu ayetlerin herbirini teker
teker tefekkür etmek ve uygulamaya geçirmek gerekmektedir.
Cenab-ı
Allah inananlara kendisine ve elçisine itaati emreder:
"Ey
iman edenler, Allah'tan sakınıp-korkun ve O'nun elçisine iman
edin, size kendi rahmetinden iki kat (güzel karşılık) versin.
Size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur kılsın ve size mağfiret
etsin. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir."(Hadid
Suresi 28)
Allah-u
Teala'nın Kur'an-ı Kerim'deki en önemli emirlerinden biri, kendisine
ve elçisine kayıtsız şartsız itaat edilmesidir. Allah(c.c.)'tan
gereği gibi korkan her mümin hiç bir mazeret öne sürmeden Allah'ın
emir ve yasaklarına uymak ve sadece Allah(c.c.)'a kulluk etmekle
mükelleftir.
Ayrıca Allah'tan gerçekten korkan bir kul Allah'ın emirlerini
ertelemeden uygulamakla yükümlüdür. Elbette şeytan müminin yapacağı
salih bir ameli ertelemek, ona zor göstermek için olmadık oyunlar
oynayacak, güzel bir işi ertelemesini makul göstermek için bir
çok mazeret sunacaktır. Takva sahibi bir müminin yapması gereken
hemen vicdanının sesini dinlemek ve Allah'ın emrine itaat etmektir.
Peygamberler ve Elçiler Allah'ın hüküm ve yasaklarını insanlara
ileten, Allah'ın insanlar için seçtiği üstün ahlak sahibi kişilerdir.
Allah, elçilerine olan itaatin Kendisine itaat olduğunu bildirmektedir.
Dolayısıyla, Allah'ın elçilerine itaat bir mümin için çok önemli
bir ibadettir. Böyle bir ahlakın ve takvanın neticesi ise Allah(c.c.)
katında çok büyüktür. Rahman olan Allah'ın Kur'an'daki sayısız
müjdelerinden biri itaatin iki kat ecir kazandırmasıdır. Gönülden
bir teslimiyet ve itaat kişiye Allah(c.c.)'ın rızasını, sevgisini
ve rahmetini kazandıracaktır. Bu kişiler için cennet büyük bir
mükafat olarak hazırlanmaktadır.
Allah(c.c.)
iman edenleri zandan şiddetli sakındırır:
"Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir
kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini
araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından
çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever
mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz
Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir. "(Hucurat
Suresi 12)
Cenab-ı
Allah, Kur'an'da müminleri kendi katında büyük bir günah olan zandan
sakındırmaktadır. Çünkü zanda bulunmak diğer bir kişi hakkında bir
bilgiye veya delile dayanmadan tahminde bulunmaktır. Herhangi bir
dayanak olmaksızın kalben bir kişi hakkında kötü bir düşünceye kapılmayı
ise Allah(c.c.) yasaklamaktadır. Her kul gözüyle gördüğü, kulağı
ile duyduğu ve kalbi ile kazandığı herşeyden sorumlu tutulacaktır.
Bu nedenle haksız bir zanda bulunmak, karşıdaki kişinin hiç bir
suçu yokken onu hatalı görmek, ahirete kesin bilgi ile inanan müminlerin
kaçınması gereken tavırlardandır. Bundan kaçınmak için mümin daima
müsbet bakmalı ve hayır düşünmeli, iyice araştırmadan hiçkimse hakkında
zanda bulunmamalıdır.
Bunun yanında Hucurat Suresi'nde geçen ayet-i kerimede Allah (c.c.)
iman edenleri gıybet ve tecessüsten de sakındırmaktadır. Öyle ki,
gıybet yapan kişiyi Allah çok şiddetli bir tehtid ile korkutmaktadır.
Cahiliye de insanların kolaylıkla yaptığı ve hiç bir sakınca görmediği
bu ahlak bozukluğu Kur'an'da kesinlikle yapılmaması gereken bir
tavır olarak zikredilmektedir. Buna binaen mümin hiç bir şekilde
gıybet yapmamalı, başka biri yanında yaptığı taktirde hemen uyarmalı,
veya o konudan Allah rızası için uzaklaşmalıdır. Bu Allah(c.c.)'tan
korkup sakındığının en açık delili olacaktır.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri de bir sözünde iman edenleri zandan
şöyle sakındırmaktadır:
"Sü-iman
edenler zan ve sü-iman edenler tevilde, bu dünyada muaccel bir
ceza var. "Men dakka dukka (çalma kapıyı çalarlar kapını)
kaidesiyle, süi-zan eden, sü-iman edenler zanna maruz kalır.
Mü'min kardeşinin harekatını sü-i tevil edenlerin harekatı,
yakın bir zamanda sü-itevile uğrar, cezasını çeker." (28.
Lem'a, Salih Müminler s.65, Uhuvvet Risalesi s. 35)
Rahman
iman edenleri ahiret için ciddi bir hazırlığa davet eder:
"Ey
iman edenler, Allah'tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim
ettiğine baksın. Allah'tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan
haberdardır." (Haşr Suresi 18)
İstisnasız
her kul, ne zaman ömrünün biteceğinden ve ne vakit ruhunu ölüm meleklerine
teslim edeceğinden habersizdir. Ölüm ansızın, hiç ummadık bir yerde,
hiç umulmadık bir amel sırasında insanı yakalayabilir. İnsan dünyanın
kapısının kapanması ile kendisini hesap anında bulabilir. Ve Allah(c.c.)'ın
huzurunda orta yere kitabın konduğu, meleklerin, peygamberlerin
ve şahitlerin getirildiği bir ortamda hesaba çekilebilir. Amel defteri
satır satır ortaya dökülebilir ve Allah hesabı seri gören olarak
onun hakkında hüküm verebilir. Ya sonsuz cennetine layık görür,
ya da ebedi cehennemine mahkum edebilir. İşte bu sebeple her kul
ansızın gelebilecek bir ölümle başlayacak bu süreci çok iyi tefekkür
etmeli ve bir an bile gaflete kapılmaktan sakınmalıdır.
Dünya sadece ahireti kazanmak için bize özel olarak tanınmış bir
denenme sürecidir. Her kul an an burada kazandıklarından, kaybettiklerinden
ve ertelediklerinden sorguya çekilecektir. Bu sebeple müminlerin
sürekli olarak ayette buyurulduğu gibi ahiret hayatları için neler
hazırladıklarını, din gününde Allah'ın karşısında durduklarında
Rab'lerine neleri sunup taktim edeceklerini hesaplamaları gerekir.
Zira samimi iman edenler hiçbir anı boş bırakmadan ahireti kazanmak
için ciddi bir çaba ile gayret göstermekle yükümlüdürler. Nitekim
Rahman olan Allah Kur'an'da müminlere boş kaldıklarında hemen yeni
bir ibadetle yorulmaya devam etmelerini emretmektedir. Kuşkusuz
ahirete kesin bilgi ile iman eden müminler için aksi bir tavırda
bulunmak da- unutmaları, yanılmaları veya kısa bir müddet için gaflete
kapılmaları hariç- elbette mümkün değildir.
Bediüzzaman bir sözünde müminlerin ciddi çabasının sonunu şu şekilde
özetliyor:
"Ey
nefsim! Eğer hayat-ı dünyeviyeyi gaye-i maksat yapsan ve ona daim
çalışsan, en edna bir serçe kuşunun bir neferi hükmünde olursun.
Eğer hayat-ı uhreviyeyi gaye-i maksat yapsan ve bu hayatı dahi
ona vesile ve mezraa etsen ve ona göre çalışsan; o vakit hayvanatın
büyük kumandanı hükmünde ve şu dünyada Cenab-ı Hakkın nazlı ve
niyazdar bir abdi, mükerrem ve muhterem bir misafiri olursun.
İşte sana iki yol! İstediğini intihap edebilirsin...Hidayet ve
tevfiki Erhamürrahiminden iste."(Sözler, s. 25)
|