Cenab-ı
Allah müslüman olarak can vermeyi emreder:
"Ey
iman edenler, Allah'tan nasıl korkup-sakınmak gerekiyorsa öylece
korkup-sakının ve siz, ancak müslüman olmaktan başka (bir din
ve tutum üzerinde) ölmeyin." (Ali İmran Suresi 102)
Hiç
şüphesiz bir insanın ne kadar uzun yaşadığı, nerde veya nasıl
öldüğü hiç önemli değil, mümin olarak ölmesi önemlidir. Allah(c.c.)
kimi insana çok kısa kimisine de uzun bir ömür taktir eder. Ve
bu ömür süresince verdiği imtihanlarla onun Kendi rızasını kazanıp
kazanamayacağını sınar. İman edenler dünya hayatının bir imtihan
yeri olarak yaratıldığının bilincinde oldukları için yalnızca
Allah(c.c.)'a kul olmaları gerektiğinin de şuurundadırlar. Bu
nedenle kendilerini dosdoğru yoldan alıkoyacak bir takım mazeretlere
kapılıp gitmezler. Ölene kadar imanlarını korurlar. Zira imanın
ölüm anında son nefes verilinceye kadar devam etmesi ve müminin
Rabbine bağlılıktaki kararlılığının ispat edilmesi gerekmektedir.
Bu yüzden Cenab-ı Allah mümin kullarını sadece müslüman olarak
ölmeye davet etmektedir. İmanından dönen mümin olarak ölmeyen
bir insanın hayatı boyunca bir takım güzel amellerde bulunması
ona ahirette hiç bir fayda sağlamaz.
Bediüzzaman Said Nursi mümin olarak ölenleri şu sözüyle müjdeliyor:
"Sizlere
müjde! Mevt, idam değil, fena değil, inkıraz değil, sönmek değil,
firak-ı ebedi değil, adem değil, tesadüf değil, failsiz bir in'idam
değil, belki bir Fail-i Hakim-i Rahim tarafından bir terhistir,
bir tebdil-i mekandır. Saadet-i ebediye tarafına, vatan-ı aslilerine
bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı olan alem-i
berzaha bir visal kapısıdır. (Asa-yı Musa, s.229)"
Allah(c.c.) müminleri, her zaman adaleti ayakta tutmaya davet
eder:
" Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız
aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta
tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah
onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza
uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz,
şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. "(Nisa Suresi
135)
Cenab-ı
Allah "Adl" sıfatı ile adaletlilerin en adaletlisidir.
Ve bu sıfatını öncelikle elçilerinin ve iman eden salih müminlerin
üzerinde tecelli ettirir. İnananlar her gittikleri yerde, karşılaştıkları
her olayda Allah(c.c.) 'ın adaletini yansıtırlar. Verdikleri kararlar
Hakk'ın rızasına uygun olduğu ve Allah(c.c.) korkusu ile hükmedildiği
için de adaletli olur. Cenab-ı Allah Kur'an'ın bir çok ayetinde
müminleri adaletten asla taviz vermemeleri hususunda uyarmaktadır.
Ve her ne olay olursa olsun veya kiminle muhatap olurlarsa olsunlar
hiç bir şekilde insanlar arasında haksızlık yapmamalarını emretmektedir.
Nitekim cahiliye insanlarının en önemli özellikleri kendi yakınları
veya menfaatleri söz konusu olduğunda adaletten kolaylıkla feragat
edebilmeleri ve karşılarındaki kişinin aleyhinde karar verebilmeleridir.Üstelik
iman etmeyenler için bu son derece makul bir tavırdır. Kendi yakınını
ya da nefsini korumak için yalan söylemek, bir başkasına haksızlık
yapmak hem çok yaygındır, hem de onlara göre normal bir davranıştır.
Halbuki Kur'an'a göre bir müminin başka bir insanın hakkında adaletsizlik
yapması çok büyük bir suçtur. Allah(c.c.) ahiret günü herşeyin
hesabını ince ince yapacaktır. Bunu bilen bir mümin ne kendisi
ne de yakınları için Allah(c.c.) 'ın emrettiği adaletten ayrılamaz.
Cehennemden şiddetle korktuğu için böyle bir tavra asla yeltenmez.
Mümin için kendisi de dahil herkes tek bir adalate tabiidir. Kuşkusuz
nefsini araya hiç katmadan gerçekten adaletli davranan insanlar
da ancak iman eden salih kullardır.
Cenab-ı
Allah Kur'an'ın birçok ayetinde insanlara alay etmeyi yasaklar:
"Alay"
cahiliye toplumu insanlarının beğenerek uyguladıkları bir ahlak
bozukluğudur. Cahiliye de insanlar herkesle alay etmeyi bir meziyet
olarak görürler. Öyle ki kendilerinden üstün gördükleri kişileri
de aşağı gördükleri kişileri de alaya almaktan garip bir zevk
alırlar. Oysa alay şeytanın ahlaksızlıklarından biridir. Şeytan
insanları alaya teşvik ederek onların arasını açmak ve enaniyetlerini
tatmin etmek ister. Bu şekilde küfrü birbirine düşürür. Aynı şeyi
iman edenler arasında da yapmaya kalkar. Müminlerin birbirlerine
alaycı bir tavır yapmalarını ve bunun sonucunda tesanütlerinin
kırılmasını arzular. Elbette samimi iman edenler şeytanın bu tuzağına
da düşmeyecek bir akla ve vicdana sahiptirler. Allah korkusu iman
ehlini alay gibi bir tavırdan şiddetle sakındırır. Mümin, kardeşine
kalbinde duyduğu saygı ve bağlılık nedeniyle hiç bir zaman alaycı
bir tavır yapmaz. Mümin böyle bir tavırdan şiddetle sakınır. Ne
kendisi yapar ne de yanında yapılmasına müsaade eder. İman edenler
ancak birbirlerini yüceltmekten ve övmekten hoşnut olurlar.
Bunun yanında özellikle iman eden bir kişiye karşı alaycı bir
tavırda bulunmanın ahirette büyük bir karşılığı olacağını bilmek
de çok önemlidir. Allah(c.c.) alay edenlerin mutlaka alay edilecek
bir konuma düşeceklerini, hor ve aşağılık kılınarak cezalandırılacaklarını
bildirmektedir. Bu nedenle Allah(c.c.) mümin kullarının alaya
asla yaklaşmamaları ve şeytanın bu ahlakını aralarında barındırmamalarını
ayetlerinde önemle bildirmektedir:
"Ey
iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki
kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay
etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi
(kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü
lakablarla' çağırmayın. Ymandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir.
Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir."(Hucurat
Suresi 11)
|