KURAN
AHLAKINDAN BAZI GÜZELLİKLER
Dünyanın
en iyi, en güzel ve en hayırlı insanları Rabbimizin Kuran'da bildirdiği
emirleri eksiksizce uygulamak için çaba gösterenler, her anlarında
Kuran'ı kendilerine rehber edinenlerdir. Bugünkü yazımda, Kuran
ahlakından iki güzellikten; kötülüğe iyilikle karşılık vermek ve
insanlara iyilikle davranmak konularından söz edeceğim. Daha doğrusu
Harun Yahya'nın Müminlerin Merhameti isimli kitabından bu konularla
ilgili bazı bölümleri aktarmak istiyorum. Bu değerli kitapta bahsettiğim
iki konu ile ilgili bölümleri aynen alıntı yaparak aktarmanın, kitabın
yazarını tanıyabilmek açısından da faydalı olacağına düşünüyorum:
Kötülüğe
En Güzel Şekilde Karşılık Vermek
Allah Kuran'da inananlara kötülüğe iyilikle karşılık vermeyi emretmiştir:
İyilikle
kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır;
o zaman, (görürsün ki) seninle onun arasında düşmanlık bulunan
kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir. (Fussilet Suresi,
34)
Kötülüğü en güzel olanla uzaklaştır; biz onların nitelendiregeldiklerini
en iyi bilenleriz. (Müminun Suresi, 96)
Ayetlerde
de görüldüğü gibi Allah müminlere, kötülüğe karşı en güzel tavırla
karşılık verdikleri takdirde hayırlı bir sonuç elde edeceklerini
vaat etmiştir. Hatta karşılarındaki kişiyle aralarında düşmanlık
gibi bir durum söz konusu olsa dahi sıcak bir dostluk oluşabileceğine
dikkat çekmiştir.
Bu, aynı zamanda inananların merhamet anlayışlarının da bir gereğidir.
Karşı tarafın Allah'ın beğenmeyeceği kötü bir tavır içerisinde olduğunu
gördükleri zaman, her şeyden önce bunun o kişinin ahireti açısından
riskli bir durum olduğunu düşünerek, kibir ve gurura kapılmadan,
hoşgörülü ve tevazulu bir biçimde yaklaşırlar; alttan alan bir üslup
kullanırlar. Kuran ahlakını yaşamayan insanlarda olduğu gibi "hatalı
olan, kötülüğü yapan karşı taraf, önce o alttan alsın" ya da
"ne yaparsa yapsın" gibi bir mantıkla hareket etmezler.
Güzel tavrı kim gösterirse Allah'ın o kişinin tavrından hoşnut olacağını,
ve kötülüğe maruz kalındığı halde güzellikle davranmanın Kuran'a
en uygun olan tavır olduğunu bilirler. Bu nedenle de alttan almanın
bir kayıp değil aksine büyük bir kazanç olduğunu düşünerek hareket
ederler.
İman edenler hayatları boyunca türlü türlü insanla karşılaşabilirler.
Ama karşılarındaki insanların tavırlarına göre, onlar da ahlak anlayışlarını
değiştirmezler. Karşı taraf alaycı konuşabilir, çirkin sözler sarf
edebilir, öfkelenebilir, kötülükte bulunabilir ya da düşmanca tavırlar
sergileyebilir. Ancak müminin efendiliği, tevazusu, merhametli ve
yumuşak başlı tavrı hiçbir zaman değişmez. Kendisine söylenen kötü
bir söze kötü sözle karşılık vermez. Alay edene alayla, öfkeye öfkeyle
cevap vermez. Kırıcı bir tavra karşılık, onu yaptığından utanarak
karşı tarafın güzel tavrına özendirecek bir hoşgörü ve merhamet
anlayışıyla hareket eder. Öfkelenen bir insana karşı sakin ve itidalli
olur.
Elbette müminin bu tavırları tamamen akılcı bir boyutta olur; kendisini
zarara uğrayacağı bir duruma sokmaz. Ne kendinin ne de diğer müminlerin
haksızlığa ya da zarara uğramasına izin vermez. Ama bir yandan da
gösterdiği güzel tavırlarla, dinin emrettiği güzel ahlakın tebliğini
yapmış olur. Allah'ın beğendiği ahlakı uygulayarak karşı tarafı
dine ısındırmaya çalışır.
Ayrıca şunu da hiç unutmamak gerekir: Karşı tarafın kötü bir ahlak
göstermesi kişinin kendisinin de kötü ahlak göstermesine bir gerekçe
değildir. Her insan Allah'a karşı yaptıklarından tek başına sorumludur.
Dahası kötü bir tavra karşı şefkat, merhamet ve güzel ahlak gösterebilmek
Kuran'a göre üstün bir ahlakın göstergesidir. Çünkü müminin bu güzel
tutumu, onun Allah'a olan bağlılığının gücünü ve şiddetini gösterir.
Söz konusu kişi bu ahlakı sadece Allah'ın razı olması için sabırla
uygulamaktadır.
Kuran ahlakını yaşama konusunda gösterdikleri bu üstün sabrın karşılığında
da Allah bu kişilerin ecirlerini iki kez vereceğini şöyle bildirmektedir:
İşte
onlar; sabretmeleri dolayısıyla ecirleri iki defa verilir ve onlar
kötülüğü iyilikle uzaklaştırıp kendilerine rızık olarak verdiklerimizden
infak ederler. (Kasas Suresi, 54)
İnsanlara
İyilikle Davranmak
Biz,
gökleri, yeri ve her ikisinin arasındakileri hakkın dışında (herhangi
bir amaçla) yaratmadık. Hiç şüphesiz o saat de yaklaşarak gelmektedir;
öyleyse (onlara karşı) güzel davranışlarla davran. (Hicr Suresi,
85)
Allah
müminlere "güzellikle davranmayı" emretmiştir. Bu, müminin
Allah korkusundan ve Kuran'a olan bağlılığından kaynaklanan istikrarlı
bir ahlak anlayışıdır. Bu nedenle mümin hayatı boyunca bu ahlaktan
taviz vermez ve Allah'ın rızasını kazanmak için çevresindeki insanlara
güzellikle davranır.
Karşı tarafın zengin ya da fakir, yaşlı ya da çocuk, kadın ya da
erkek olmasının müminin göstereceği ahlak açısından hiçbir önemi
yoktur. Mümin bu tavrına karşılık insanlardan ve dünyadan bir menfaat
ummadığı için insanları bu tip özelliklerine göre değerlendirmez.
Nitekim Allah bir ayetinde müminlere bu konudaki ölçüyü de bildirmiştir:
Allah'a
ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne-babaya, yakın
akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya,
yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına
güzellikle davranın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni
sevmez. (Nisa Suresi, 36)
Mümin
Allah'ın emrettiği herkese karşı güzel tavırlar gösterir. Ancak
bu, karşı tarafın yanlış olan fikirlerini tasdik eden ya da yanlış
tavırlarına göz yuman bir iyilik anlayışı değildir. Mümin doğru
ve hak olan bir konuda Allah'ın gösterdiği yoldan asla taviz vermez.
Eğer karşı tarafın yanlış bir tavrı varsa, yine güzel bir tavırla,
merhametle ve insaniyetle bunu ona göstermeye çalışır ve doğrusunu
mutlaka anlatır. Müminlerin inkar edenlere dini anlatırken ortaya
koydukları tavır bu konuya güzel bir örnek teşkil eder. Kuran'da
bu konuda yer alan örneklerden birisi, Hz. Musa'nın, o dönemde Mısır'ın
yöneticisi olan Firavun'a dini tebliğ edişidir. Allah, peygambere,
Firavun'a dini anlatmasını ancak bunu yaparken yumuşak söz söylemesini
emretmiştir:
"Sen
ve kardeşin ayetlerimle gidin ve beni zikretmede gevşek davranmayın.
"İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor."
"Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya
içi titrer-korkar." (Taha Suresi, 42-44)
Allah'ın
bu emri üzerine Hz. Musa ve kardeşi Hz. Harun, Firavun'un bütün
zalimliğine, kabalığına ve kibirine rağmen merhametli ve tevazulu
tavırlarını muhafaza etmişler, ona güzellikle yaklaşmışlardır…
Kuran'da
Rabbimiz'in bize bildirdiği ve Sayın Harun Yahya'nın Müminlerin
Merhameti isimli kitabıyla aktardığı bu güzel ahlak tasvirlerinin
örnek alınmasıyla, günümüzde birçok sorunun çözüleceği çok açık
ve kesin bir gerçektir.
|