"BEDİÜZZAMAN'IN
GÜZEL AHLAKINDAN ÖRNEKLER"
-24-
ÜSTAD'IN SADAKAT ANLAYIŞI
Allah
iman edenlerin zor anlarda birbirlerine yardımcı olmalarını ve
birbirlerinin haklarını kollamalarını emreder. Çünkü Müslümanlar
tarih boyunca hep inkar edenlerin tehditleriyle ve baskılarıyla
karşılaşmışlardır. Bugün de Müslümanlar aynı baskılarla karşı
karşıyadırlar. Dünyanın dört bir yanındaki Müslüman ülkelerde
iman edenler zalim liderlerin baskısıyla mücadele etmektedirler.
Kimsenin ses çıkarmadığı Çeçenistan, Doğu Türkistan, Bosna gibi
ülkelerin dışında, dünya basınının gündeme getirmediği daha bir
çok üçüncü dünya ülkesi var ki, bu ülkelerde Müslümanlar sürekli
olarak şiddet altında yaşamak zorunda bırakılıyorlar. Dinlerini
yaşamalarına, ibadet etmelerine, ülkelerindeki sosyal haklardan
faydalanmalarına hatta çocuklarını okutmalarına izin verilmiyor.
Camilerini yıkıp, din adamlarını öldürerek, oruç tuttukları için
yemek yemeyenleri okullardan atarak, en ufak baheneyle Müslüman
aileleri hapse atıp kadınlarına tecavüz ederek, inananları ülkeden
kaçmaya zorlayan ve bu şekilde etnik temizlik yapma hedefi içinde
olan bir çok adı anılmayan ülke var.
Kısaca tarihin her döneminde olduğu gibi günümüzde de Müslümanlara
yönelik hareketler devam ediyor. Bu nedenle bu insanlara yardım
etmek için elinde teknik imkan olan, kültürü, eğitimi, hareket
kabiliyeti, aklı ve vicdanı yerinde olan Müslümanların mutlaka
birbirleriyle yardımlaşarak dikkatlerini bu konuya vermeleri gerekiyor.
Ancak bu yardımlaşmada müminlerin birbirlerine ve Allah'a karşı
tam bir sadakat göstermeleri ve sıkıştıkları anlarda birbirlerini
terk etmemeleri son derece önemlidir. Çünkü Müslümanların biraraya
gelerek bir güç oluşturmasını istemeyen inkarcı çevreler, bu dostluğu
engellemek için mutlaka bir takım girişimlerde bulunurlar. Asılsız
dedikodular çıkartarak Müslümanların aralarını açmaya, birbirlerine
olan güvenlerini zedelemeye, aralarında rekabet yaratmaya çalışırlar.
Birbirlerini destekleyen Müslümanlar yerine, birbirine rakip olan,
gurur savaşı yapan, birbirini ezerek yükselmeye çalışan Müslümanlar
görmek isterler. Onların bu emelinin gerçekleşmemesi, Müslümanların
birbirlerine koşulsuz bir sadakatle bağlı olmasıyla mümkündür.
İnkar edenlerin hiç bir sözüne aldırış etmeden inananlara tam
bir güven ve hüs-ü zan içinde hareket eden, müminlerin hatalarını
mazur gören, yıkıcı değil yapıcı olan, olgun karaktere sahip Müslümanlar,
günümüzdeki zulmün sona ermesi için varolan tek çözümdür.
Ancak böyle bir sadakat anlayışında dağılmalar, çatışmalar, tartışmalar
olmaz. Müslümanlar arasında oluşacak olan sadakatte Üstad'ın dediği
gibi "ben" yerine "biz" kavramı hakim olmalıdır.
Şahsi çıkar değil, inananların çıkarları gözetilmelidir. Şahsi
mutluluk, rahat, huzur yerine tüm Müslümanların rahatı, mutluluğu
ve huzuru aranmalıdır.
Nitekim Bediüzzaman da talebelerine sık sık sadakat konusunda
hatırlatmalar yapmıştır. Onların özellikle kendisine yönelik sadakatlerini
bozmaya çalışan insanlar olabileceğini ve bu insanların sinsi
söylemlerine karşı temkinli olmaları gerektiğini hatırlatmıştır.
Çünkü geçtiğimiz asırda İslam ahlakının yayılmasının merkez noktası
Bediüzzaman Said Nursi'ydi. Müslümanları bir araya getiren, yönlendiren,
onları eğiten, şevklendiren ve tesanütlerini destekleyen onun
tebliğiydi. Bu nedenle inkar edenler Müslümanların özellikle Üstad'la
görüşmelerinden ve ona olan sadakatlerinden rahatsızlık duyuyorlardı.
Üstad'a olan bağlılık ortadan kalktığında, bu durumu Nur talebelelerinin
dağılmasının izleyeceğini düşünüyorlardı.
Ancak bu hedeflerini hiçbir zaman gerçekleştiremediler. Çünkü
onların arasındaki sadakat anlayışının nasıl sağlam bir temele
dayalı olduğunu tahmin edemediler. Üstad bu konuda talebeleri
çok hikmetli bir şekilde eğitmiş ve onlara Kur'an ahlakından kaynaklanan
sadakat duygusunun nasıl olması gerektiğini öğretmişti. Kendisine
olan sadakatlerini ne yollarla zedeyebileceklerini önceden göstermiş
ve Müslümanlara sadakatsizlik yapan bir kişinin hayatının nasıl
bozulacağını ve inkar edenlerin arasında da nasıl haysiyetsiz
görüleceğini tarif etmişti. Bu nedenleÜstad'ın samimi telebeleri
arasında bu tip dağılmalar veya çözülmeler hiçbir zaman olmadı.
Aşağıdaki açıklama, Bediüzzaman'ın talebelerine verdiği sadakat
derslerden birisidir.
"Buna binaen; bin değil, binler ihtimalden bir tek ihtimal-i
tehlike korkusuyla, bir hazine-i ebediyeyi elimizden kaçırmak,
sizin gibi şeytanların hatırına gelmemeli!" deyip ehl-i dalaletin
dalkavuklarının ağzına vurup tardetmelisiniz. Hem o dalkavuklara
deyiniz ki:
"Yüzbinler ihtimalden bir ihtimal değil, yüzden yüz ihtimal
ile bir helâket gelse; zerre kadar aklımız varsa, korkup, onu
bırakıp kaçmayacağız!" Çünki mükerrer tecrübelerle görülmüş
ve görülüyor ki: Büyük kardeşine veyahut üstadına tehlike zamanında
ihanet edenlerin, gelen bela en evvel onların başında patlar.
Hem merhametsizcesine onlara ceza verilmiş ve alçak nazarıyla
bakılmış. Hem cesedi ölmüş, hem ruhu zillet içinde manen ölmüş.
Onlara ceza verenler, kalblerinde bir merhamet hissetmezler. Çünki
derler: "Bunlar madem kendilerine sadık ve müşfik üstadlarına
hain çıktılar; elbette çok alçaktırlar, merhamete değil tahkire
lâyıktırlar."
Madem hakikat budur. Hem madem bir zalim ve vicdansız bir adam,
birisini yere atıp ayağıyla onun başını kat'î ezecek bir surette
davransa, o yerdeki adam eğer o vahşi zalimin ayağını öpse; o
zillet vasıtasıyla kalbi başından evvel ezilir, ruhu cesedinden
evvel ölür. Hem başı gider, hem izzet ve haysiyeti mahvolur. Hem
o canavar vicdansız zalime karşı za'f göstermekle, kendisini ezdirmeye
teşci' eder. Eğer ayağı altındaki mazlum adam, o zalimin yüzüne
tükürse; kalbini ve ruhunu kurtarır, cesedi bir şehid-i mazlum
olur. Evet tükürün zalimlerin hayâsız yüzlerine!.. (Mektubat,
s.417)
Üstd'ın tarif ettiği bu sadakat anlayışının günümüz Müslümanları
arasında yaşanması son derece önemlidir. Çünkü günümüzde uygulanan
şiddet ve zulüm belki de tarihteki en yüksek noktaya gelmiştir.
Bu durumun önlenebilmesi için Müslümanların birbirine güvenmesi,
vefasına, dostluğuna inanması ve koşulsuz bir beraberlik içinde
haraket etmesi şarttır.