"BEDİÜZZAMAN'IN
GÜZEL AHLAKINDAN ÖRNEKLER"
-18-
BEDİÜZZAMAN'IN YÜKSEK AHLAKI VE FERASETİ
Dünyada
zekasına güvenilen ve belirli bir konularda uzmanlaşmış olan çok
fazla insan vardır. Bu kişilerin bir kısmı bu güne kadar keşfedilmemiş
konular üzerinde araştırma yapıp, yeryüzünün ve gökyüzünün bilinmeyen
yönlerini açığa çıkartacak buluşlar yaparlar. Buluşları kendi
adlarıyla anılan bu insanların zekaları büyük bir hayranlık konusudur.
Ancak akıl ve zeka birbirinden çok farklı iki kavramdır. Çok zeki
bir insanın akılsız olması mümkündür. Zeka bir konuyu ya da olayı
kolay kavrama konusundaki yetenek ve hafıza gücüdür. Akıl ise
doğruyla yanlışı ayırt edebilme özelliğidir.
Akıllı olabilmek için, her ne şart altında olursa olsun insanın
vicdanının sesini dinlemesi gerekir. Çünkü insana doğruyu gösteren
mekanizma vicdandır. Bunun için de insanın Allah'ı tanıması, her
an O'nun huzurunda olduğunu bilmesi, ahirette hesaba çekileceği
gerçeğinin farkında olması gerekir. İnancı bu doğrultuda olan
bir insan kendisini her an vicdana uymak zorunda hisseder. Bu
da ona çok yüksek bir akıl kazandırır. Ancak böyle yüksek bir
vicdana ve üstün akla sahip çok nadir insan vardır. Bu insanlardan
biri de Bediüzzaman Said Nursi'dir.
Üstad
dünyanın en akıllı insanlarından biridir. Tüm hayatını Allah'ın
rızasını kazanmak için geçirmiş, Allah'ın ayetlerini titizlikle
uygulamış, ahlakınıgüzelleştirmek için çok çaba sarf etmiş ve
hep vicdanının sesine göre hareket etmiştir. Bu da onun her zaman
doğruyu seçen, doğru düşünen, doğru hüküm veren, doğru konuşan
ve doğru yaşayan bir insan olmasını sağlamıştır.
Bediüzzaman'ın aklının bir aynası hükmünde olan Risale-i Nurlar
bu güne kadar milyonlarca insanın hayatının yönünü değiştirmiştir.
Onun yalnız başına çok zor koşullarda yazdığı, ölümle, hayatla,
ölümden sonrasıyla, bitkilerle, hayvanlarla, insanın yaradılışıyla,
nefisle ilgili düşüncelerini okuyanlar belki de hayatlarında ilk
defa kendilerini samimi bir şekilde değerlendirme imkanı bulmuşlardır.
Nefislerinin azgınlıklarını, şeytanın üzerlerindeki etkisini,
Allah'ı derin derin tefekkür etmenin önemini belki de ilk kez
bu eserler sayesinnde fark etmişlerdir. Kendi eksikliklerini,
hatalarını, zaaflarını bütün açıklığıyla görmüş ve tüm bunları
düzeltebilmenin yolunu öğrenmişlerdir. Üstad'ın aklı onlara her
konuda doğru yolu bulmanın sırrını açmış, üstelik bunu son derece
sade, anlaşılır, kolay bir şekilde önlerine sunmuştur.
Üstad'ın aklından kendisini tanıyan ve tanımayan sayısız insan
istifade etmiştir. Neden mutsuz olduklarını ve kalplerindeki sıkıntının
sebebini anlayamayan binlerce insana Risale-i Nurlar şifa olmuştur.
Öfkeli olanlar ve bundan zarar görenler, Bediüzzaman'ın tefekkürleri
doğrultusunda düşünerek sakin ve itidalli bir insan olmayı öğrenmişlerdir.
Zengin olmak için hırs yapanlar ve bundan dolayı dostluğu, sevgiyi,
saygıyı, huzuru yaşayamayanlar, Said Nursi'nın dünya hayatıyla
ilgili tariflerini okuduktan sonra mal hırsının anlamsızlığını
anlamışlardır. Kibirli, gururlu, zaaf sahibi, kendisine güvenmeyen,
alıngan, korkak olan insanlar Bediüzzaman'ın teşhisleriyle bu
kötü ahlak özelliklerinden uzaklaşmışlardır. Yeryüzünde trilyonlarca
delil olduğu halde aklını kullanmadığı için Allah'ın varlığını
kavrayamayanlara, Üstad Allah'ı tanıtmıştır. Onlara çiçeklere,
bulutlara, eşyalara, canlılara ya da kendilerine baktıklarında
Allah'ın varlığını nasıl anlayacaklarını açıklamıştır. Düşünmenin,
akıl kullanmanın yöntemlerini tarif etmiştir.
Aşağıdaki örnekte Üstad hastalığa yakalandığı için kalbinde sıkıntı
hisseden ve bu sıkıntıdan dolayı güçsüz düşen bir insana, içinde
bulunduğu durumu nasıl değerlendireceğini göstermektedir. Hasta
olan kişiye durumunu onun o güne kadar hiç düşünmediği bir şekilde
tarif etmiş ve onun tüm bakış açısını kökten değiştirmiştir. Bu
durum, Üstad'ın aklının fayda getirdiği milyonlarca insandan sadece
bir tanesidir.
Nasıl şükür, nimeti ziyadeleştiriyor; öyle de şekva, musibeti
ziyadeleştirir hem merhamete liyakatı selbeder. Birinci Harb-i
Umumî'nin birinci senesinde, Erzurum'da mübarek bir zât müdhiş
bir hastalığa giriftar olmuştu. Yanına gittim, bana dedi: "Yüz
gecedir ben başımı yastığa koyup yatamadım" diye acı bir
şikayet etti. Ben çok acıdım. Birden hatırıma geldi ve dedim:
Kardeşim, geçmiş sıkıntılı yüz günün şimdi sürurlu yüz gün hükmündedir.
Onları düşünüp, şekva etme; onlara bakıp şükret. Gelecek günler
ise, madem daha gelmemişler. Rabbin olan Rahmanurrahîm'in rahmetine
itimad edip, dövülmeden ağlama, hiçten korkma, ademe vücud rengi
verme. Bu saati düşün; sendeki sabır kuvveti bu saate kâfi gelir.
Divane bir kumandan gibi yapma ki: Sol cenah düşman kuvveti onun
sağ cenahına iltihak edip ona taze bir kuvvet olduğu halde, sol
cenahındaki düşmanın sağ cenahı daha gelmediği vakitte, o tutar,
merkez kuvvetini sağa sola dağıtıp merkezi zaîf bırakıp, düşman
edna bir kuvvet ile merkezi harab eder." Dedim: "Kardeşim,
sen bunun gibi yapma, bütün kuvvetini bu saate karşı tahşid et.
Rahmet-i İlahiyeyi ve mükâfat-ı uhreviyeyi ve fâni ve kısa ömrünü,
uzun ve bâki bir surete çevirdiğini düşün. Bu acı şekva yerinde
ferahlı bir şükret." O da tamamıyla bir ferah alarak: "Elhamdülillah,
dedi, hastalığım ondan bire indi." (Lemalar, 11)
Bu örnek Üstad'ın başına gelen herolaya Kuran ahlakıyla karşılık
verdiğinin güzel bir örneğidi. Ancak Üstad, ahlakından kaynaklanan
aklı dışında, Allah'tan verilen özel ilimlerin de sahibidir. İleriyi
görme gücü, insanları hemen ve doğru teşhis edebilmesi, olayların
gidişatını her seferinde doğru tahmin etmesi ona Allah tarafından
verilen özel bir ilme işarettir. Bu nedenle Üstad'ın aklı bir
insanın kendisini tam teslim edebileceği ve yüzde yüz güvenebileceği
özel bir akıldır. Müminlere düşen onun aklından olabildiğince
çok istifade etmek ve diğer insanların da istifa edebileceği bir
fırsat hazırlamaktır.