İSLAM'DA
AFFEDİCİLİK VE HOŞGÖRÜ - 1
Dini
vecibelerimi tam olarak yerine getirmeye ve İslam'ı daha iyi öğrenmeye
karar verdiğimde en çok dikkatimi çeken konulardan biri de, Kuran-ı
Kerim'in önemle üzerinde durduğu ve detaylı olarak anlattığı "affedicilik
ve hoşgörü " konusu oldu.
Hepimizin bildiği gibi, dinin tam olarak yaşanmadığı toplum modellerinde,
yapılan hiçbir hata affedilmez ve hoşgörülmez. Hatta hatanın büyüklüğüne
göre, hata yapan kişiye olan bakış açısı değişir, ona verilen değer
azalır, fikirlerine hürmet edilmez; adeta diğer insanlar arasında
küçülür.
Cahiliye toplumlarının bir başka ana özelliği de intikamdır. Böyle
toplumlarda geçerli olan kriterler şahsi çıkar ve menfaatler olduğu
için herkes kendi aleyhinde gördüğü her hareketin intikamını şu
ya da bu şekilde almaya çalışır. Bu yolda her biri kendi metodlarını
uygular ve yapacağı her hareketi en doğal hakkı sayar.
Biraz önce de belirttiğim gibi, "orman kanunu"nu andıran
bu sistem, ancak cahil insanların oluşturduğu bir toplumda geçerli
olabilir. İslam'i şuurun tam olarak geliştiği bir toplumda böyle
bir ahlaki yapı olması imkansızdır. Bilakis dinimiz, asırlardır
hoşgörülü ve merhametli yapısıyla tanınmış, müslümanlar her zaman
dönemlerinin en adil, en şefkatli kişileri olmuşlardır. Hatta İslamiyet'in
bu özelliği yüzyıllarca çeşitli toplumların birarada yönetilmesinde
önemli rol oynamıştır.
Benim de Kuran-ı Kerim'de okuduğum, Peygamber Efendimiz'in hadislerinden
öğrendiğim, dinimizin hoşgörü ve affedicilik dini olmasıdır. Bu
seçkin ahlaka ulaşmak için olayları Kuran doğrultusunda düşünerek
yorumlamak yeterlidir.
Peygamber Efendimiz: "Kim merhamet etmezse merhamet olunmaz
" buyurmuşlardır.
Hiç bir müslüman bilerek Allah huzurunda kendini kötü duruma düşürecek
ve ahirette kendisi için utanç kaynağı olacak bir hata işlemeyi
istemez. Hatanın özelliği bilmeyerek, cahillikten veya unutkanlıktan
kaynaklanmasıdır. "...Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan
dolayı bizi sorumlu tutma... " (Bakara Suresi, 286)
Mükemmellik ancak Cenab-ı Allah'a mahsustur. İnsanların aciz yaratılmalarından
dolayı kaçınılmaz olarak hataları olur. İnsanın nefsi zalim, cahil,
bencil olarak yaratılmıştır. Ancak müslümanlar Allah'ın verdiği
vicdanları ve güzel ahlakları sayesinde yaratılıştan gelen bu olumsuz
özelliklerle mücadele ederler ve bundan dolayı dünyada ve ahirette
çok güzel karşılık alırlar. "Nefse ve ona 'bir düzen içinde'
biçim verene, sonra ona fücurunu ve ondan sakınmayı ilham edene...
" (Şems Suresi, 7-8)
"Kötülüğün karşılığı onun misli olan kötülüktür. Ama kim
affeder ve ıslah ederse artık onun ecri Allah'a aittir. "(Şura
Suresi, 40). Kuran-ı Kerim'de bu ayet gibi daha birçok ayet
yer almakta ve kötülüğe karşı kötülükle karşılık vermenin müslümanın
hakkı olduğunu ancak affetmenin ve ıslah etmenin karşılığının daha
fazla olduğunu anlatmaktadır. Peygamber Efendimiz ise: "Bir
kul dünyada bir kulu(n ayıbını) örterse Allah da onu(n ayıbını)
kıyamet günü örter " buyurmuşlardır.
Affetme ve bağışlama kavramlarının tam olarak anlamını bulabilmesi
için önce, müslümanın ayetin ifadesiyle bir 'kötülükle' muhatap
olması gerekir. Bu kötülüğün müslümanda meydana getirdiği tepki
haklı bir öfke, kızgınlık bile olsa, kasıtlı olarak devam ettirilmediği
sürece, ayetin ifadesiyle affedici olmasının Allah katında daha
makbul tutulduğunu anlıyoruz: "...Öfkelerini yenenler ve
insanlardaki (haklarından) bağışlama ile vazgeçenlerdir. Allah iyilik
yapanları sever. " (Al-i İmran Suresi, 134)
İnsanın bir başkasının hatasına karşı öfke hissi duyması ve şahsi
bir intikam hareketi içine girmesi ancak bu yüksek İslam'i gerçekleri
gereği gibi kavramamasından kaynaklanır.
Tabii bu yüksek ahlaka ulaşmak, ancak Cenab-ı Allah'ın samimi kullarına
nasib ettiği bir üstünlüktür. Veli ahlakı olarak da tarif edilen
bu ahlak için Kurani gerçekleri kavramak, sabır göstermek, büyük
bir olgunluk ve seçkinlik gerekir. "Kim sabreder ve bağışlarsa
şüphesiz bu azme değer işlerdendir. " (Şura Suresi, 43)
Kuran-ı Kerim bu konuyu gerek peygamberlerin hayatlarında, gerek
kıssalarda gerekse müminlere tavsiye olarak indirilen ayetlerde
defalarca vurgulamıştır. Bu konuda örnek aldığım peygamberlerin
ve müslümanların tavırlarından ileriki yazılarımda da bahsedeceğim.
|