İSLAM'DA
AFFEDİCİLİK VE HOŞGÖRÜ - 2
Kuran-ı
Kerim'de ve Peygamber Efendimiz'in hadislerinde, müslümanların yapması
gereken ibadetler arasında sık sık, tevbe etme ve bağışlanma dilemenin
yer aldığını gördüm.
Tevbe
edenler, ibadet edenler, hamd edenler, seyahat edenler, rüku edenler,
secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve
Allah'ın sınırlarını koruyanlar, sen müminleri müjdele . "
(Tevbe Suresi, 112)
Tevbe
etmek, bağışlanma dilemek için insanın ancak bir hata işlemiş olması
ve bundan dolayı pişmanlık duyması gerekir. Bu kavramlar Kuran-ı
Kerim'de yer aldığına göre müslümanın hataları olacak, bunlardan
dolayı sıkıntı duyup Cenab-ı Allah'ın kendisini bağışlamasını isteyecektir.
"Ve
'çirkin bir hayasızlık' işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri
zaman, Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma
isteyenlerdir. Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir
de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir.
" (Al-i İmran Suresi, 135)
En
önemlisi Allah'ın bütün kusurları, hataları affetmeyi bize vaadetmiş
olmasıdır. " De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere
ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz
Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O bağışlayandır, esirgeyendir.
" (Zümer, 53)
Evet, inşaallah, Cenab-ı Allah bütün günahları bağışlayacaktır.
Bunun içinde yalnızca edilen tevbenin samimi olmasını şart koşmuştur.
"Allah'ın üzerine aldığı tevbe ancak cehalet nedeniyle kötülük
yapanların sonra hemen tevbe edenlerinkidir. İşte Allah böylelerinin
tevbelerini kabul eder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
" (Nisa Suresi, 17)
Hiçbir müslüman bile bile bir hata işlemeyi istemez. Zaten müslümanın
bu ahlakı ayette: "Sonra senin Rabbin cehalet sonucu kötülük
işleyen sonra bunun ardından tevbe eden ve ıslah olanlarla beraberdir.
Şüphesiz Rabbin bundan sonra bağışlayandır, esirgeyendir. "
(Nahl Suresi, 119) olarak anlatılmaktadır. Ayet gereği hatalarında
bile bile diretmeyeceği içini, yaptığı her hata müslüman için, bir
daha tekrarlamayacağı bir tecrübe olarak hayra dönüşür. Müslüman,
nasıl kendisi unutarak veya yanılarak hata yapıyorsa, karşı tarafında
hata yapabileceği ihtimalini her zaman gözönünde bulundurur ve her
zaman karşı tarafı şefkat ve merhamet gözüyle değerlendirir. Müslümanın
görevi, veli ahlakının bir gereği olarak, ancak affetmek, hata yapan
kişinin düzelmesi için dua etmek ve Allah'tan onun için bağışlanma
dilemektir.
İşte dünyada kimsenin asla sahip olamayacağı bu üstün ahlak modeline
ancak müslümanlar Allah'ın kendileri için seçip-beğendiği İslam'a
tabi oldukları için erişirler. Kuran'da bütün peygamberlerin kıssalarında
bu üstün ahlak en bariz şekliyle görülür. İlk aklıma gelen örneklerden
biri Hz.Yusuf'un (a.s.) olağanüstü durumudur. Küçük yaştan itibaren
kardeşlerinin kendisine kurduğu kuyuya atma, ailesinden ayırma gibi
tuzaklarından Allah'ın izni ve yardımıyla kurtulan Hz.Yusuf (a.s.),
kardeşleri hileli düzenlerini itiraf ettiklerinde, kendi hayatına
kastedilmiş olmasına rağmen, şöyle bir cevap vermiştir: "Dedi
ki: Bugün size karşı sorgulama, kınama yoktur. Sizi Allah bağışlasın.
O merhametlilerin en merhametlisidir. " (Yusuf Suresi, 92)
Hz.Yusuf (a.s.)'un bu tavrı, "Sen af yolunu benimse, uygun
olanı emret ve cahillerden yüzçevir. " (Araf Suresi, 199)
ayeti doğrultusunda yalnız benim için değil, tüm müslümanlar için
örnektir.
Aynı şekilde Bediüzzaman da her konuda olduğu gibi bu konuda da
en güzel örneklerden birini oluşturmuştur. Bilindiği gibi, kendisine
uzun süre eziyet etmiş ve yıllarca hapishanede kalmak durumunda
bırakmış olan kişilere şöyle seslenmiştir:
"Bana
zulüm edenlerin, beni kasaba kasaba dolaştıranların, hakaret edenlerin,
türlü türlü ithamlarla mahkum etmek isteyenlerin, zindanlarda
bana yer hazırlayanların hepsine hakkımı helal ettim . "
Bu
anlayış daha önce de belirttiğim gibi dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan,
"Allah'tan bir rahmet dolayısıyla onlara yumuşak davrandın
" (Al-i İmran Suresi, 159) ayetinde de belirtildiği, Cenab-ı
Allah'tan sadece müslümanlara verilmiş bir nimet ve rahmettir.
Bu karşılıksız hoşgörünün altında yalnızca müslümanlara mahsus büyük
bir sır gizlidir. "İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen en güzel
bir tarzda uzaklaştır; o zaman seninle onun arasında düşmanlık bulunan
kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir. " (Fussilet Suresi,
34) ayeti meali bu büyük sırra işaret etmektedir.
Günümüzde bazı çevrelerin Kuran'la bağdaşmayan uygulamaları örnek
göstererek İslam'ı yanlış tanıtmak istediklerini üzülerek görüyorum.
Oysa asırlardır İslam'ın yaşandığı tüm toplumlarda müslüman yöneticiler
halklarını hoşgörü ve affedicilikle birbirlerine bağlamışlar, bu
sayede diğer toplumlara da örnek olmuşlardır.
Dolayısıyla bu yanlış imajı İslam'la bağdaştırmaya çalışanlar, geçmişteki
benzerleri gibi sadece kendilerini küçük düşürmüşlerdir.
|