"RABBİN BALARISINA VAHYETTİ"

Arı görünce ilk akla gelen iğnesini bize batırması olduğundan, kaçacak bir yer ararız. O kadar minik bir varlığın, en cüsseli insanı bile küçük bir çocuk gibi tedirgin edebilmesi, hem insanın aczini hem de o minik varlıkta yaratılan ince sanatı gösteriyor. Cenab-ı Allah Kuran-ı Kerim'de bal arısını,başlı başına bir tefekkür konusu olarak örnek veriyor. Balarısının gösterdiği akıl alametleri, Allah (c.c.)'ın yaratmasındaki mucizenin, O'nun kudretinin ve ilminin bir tecellisi.

Arıların ürettiği balın insan vücudu için ne denli önemli bir besin maddesi olduğu herkes tarafından bilinmekte.Kana hemem karışıp, kan yapımına destek olması, içinde hiçbir bakteri barındırmaması, arı sütünün şeker, protein, yağ ve birçok vitamin içermesi özelliklerinden sadece birkaçı... Tüm bunların yanında kolay sindirilir olması da var. Hiçbiri ülfet olunacak şeyler değil. Çünkü teknoloji, ancak yıllar süren çalışmalar, araştırmalar sonucunda bunları yapan ilaçları elde edebilmiş. Aklı bile olmayan arının, insanlığa böylesine büyük bir şifa veren balı oluşturması belli ki tesadüf olamaz.

Peki balarısı, balı nasıl yapıyor? Gerçekten bu da en az balın kendisi kadar hayret verici. Çünkü balın meydana gelmesi için, kovanın içinde mükemmel bir dengenin sağlanması gerekiyor. Balarısı; istenilen nitelikteki balın oluşması için, öncelikle kovanın içindeki nem oranını belli bir seviyede tutuyor. On ay boyunca ısının hep sabit kalmasını ayarlıyor. Bunu sağlamak içinde bazı arılar kovanın tepesinde vantilatör gibi dönüyorlar. Çok sıcaklarda ise, kovanın kapısında kanat çırparak içeriyi havalandırıyorlar. Üstelik kovanın içine giren yabancı bir varlığı hemen etkisiz hale getirip dışarı atıyorlar. Eğer bu madde dışarı atılamayacak kadar büyükse salgıladıkları arı reçinası ile sarıp, tecrit ediyorlar. İtiraf etmeliyim ki, tüm bunları düşünürken içimde duyduğum şaşkınlığı, hayranlığı satırlarımdan sizlere ulaştırmam çok zor oluyor. Arılar nasıl oluyorda hepsini düşünüp, akledip, böylesine organize hareket ederek çalışabiliyorlar? Ve neden bu kadar emek verip de, kendi ihtiyaçlarından kat kat fazla bal üretiyorlar? Cevabını Cenab-ı Allah Kuran-ı Kerim'de şöyle veriyor: "Biz onlara kendileri için boyun eğdirdik; işte bir kısmı binekleridir, bir kısmını yiyiyorlar. Onlarda kendileri için daha nice yararlar ve içecekler vardır.Yine de şükretmeyecekler mi?" (Yasin Suresi 72- 73)

Bugün, matematik uzmanları altıgenin; birim alanın maksimum kullanım için en uygun şekil olduğunu söylüyorlar. Böylece altıgen tabanı hücrelerde en az balmumu kullanıp, en çok miktarda bal depolanabiliyor. Peki arılar bunu milyonlarca yıl öncesinden nasıl biliyorlar? Ve nasıl oluyor da kovanda peteklerin yapımına farklı köşelerden başlayıp bir noktada birleştirebiliyorlar? Bu arıların arasında düşünebilen, konuşabilen bir matematik profesörü mü var? Yeryüzündeki bütün arıların, birbirlerinde hiçbir şekilde haberleri olmadıkları halde ,böylesine büyük ve akıl gerektiren hareketlerle, insanlık için mucize olan balı oluşturmalarını, arıların içgüdülerine ya da tesadüfe bağlamak oldukça komik olur. İnsanlar da yaratılıştan bir zekaya sahiptirler. Oysa tarif olmadan, kimseye sorup öğrenmeden en basit bir yemeği bile yapamıyoruz. Kaldı ki burada söz konusu olan, hiç bir ilaçta elde edilemeyen bir etkide profesyonel bir besin maddesini oluşturmak. Buna yalnızca Cenab-ı Allah'ın güç yetirebileceği çok açık.

Arıların, kovanlarından 800 m. kadar uzağa gidip, çiçekten çiçeğe dolaşıp sonrada hiç kaybolmadan tekrar kovanlarına dönmeleri de tesadüfe yada içgüdülere bağlanamaz. Biz neden içgüdülerimize göre yolumuzu bulamıyoruz? Bunun için haritalara, yol üzerindeki levhalara ya da birine sormaya ihtiyacımız var. Yanlış bir sokağa girdiğimizde veya levhaları karıştırdığımızda hemen kayboluyoruz. Öyleyse akıldan ve şuurdan yoksun olan bu küçücük arılar nasıl oluyorda bu kadar ustaca yönlerini bulabiliyorlar?

Yazımın başından beri sorduğum bütün soruların aslında cevabı çok basit: "Rabbin balarısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü- uçuver. Onların karınlarında türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünebilen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır. "(Nahl suresi 68-69) Balarıları da yeryüzündeki tüm varlıklar gibi Cenab-ı Allah'ın ilhamıyla hareket ederek, insanlığın hizmetine sunulmuştur.

Bediüzzaman da bir sözünde tabiattaki herşeyin raslantı sonucu olmadığını şöyle ifade ediyor: "Ey vesveseli arkadaş! Gel bu azim sarayın nakışlarına dikkat et ve bütün bu şehrin zinnetlerine bak ve bütün bu memleketin tenzimatını gör ve bütün bu alemin san'atlarını tefekkür et! İşte bak: Eğer nihayetsiz mucizeleri ve hünerleri olan gizilli bir zatın kalemi işlemezse, bu nakışları sair, şuursuz sebeblere, kör tesadüfe, sağır tabiata verilse o vakit, ya bu memleketin herbir taşı, herbir otu, öyle mu'ciznuma nakkaş, öyle bir harkulade katip olması lazım gelir ki, bir harfte bin kitabı yazabilsin, bir nakışta milyonlar san'atı dercedebilsin... "