CAHİLİYENİN DİN ANLAYIŞI

Kur'an-ı Kerim'den ve dinin hükümlerinden habersiz olan, ya da haberi olup da buna göre yaşamayan cahiliye toplumunun özellikleri Kur'an-ı Kerim'de ayrıntılı olarak tarif edilmiştir. Cenab-ı Allah'ı ve dini kavramaya başladıktan sonra cahiliye ve müslüman yaşantısı arasında kıyas yapma imkanı buldum. Yanlışı görebilmek ve tekrarlamamak için, doğruyu bilebilmek ve onun doğruluğuna iman etmek gerekiyor.

Cahiliyenin İslam anlayışı ve dindarlık tarifi Kur'an kaynaklı değildir. Cahiliye dindarlığını, içinde bulunduğu sosyal çevrede geçerli olan yere kadar yaşar.

Kimi çevrelerde sadece "ben müslümanım" demek dindarlık olarak görülürken, kimi çevrelerde buna aylık ya da yıllık birtakım ibadetlerin eklenmesi gerekir. Bu da cahiliyenin farklı kültürel kesimlerinden farklı İslam anlayışlarının çıkmasına sebep oluyor. Bu anlayışların ortak olan yönü, Allah (c.c.)'ın ve Kur'an'ın hükümlerine değil, kendi kural ve prensiplerine dayalı olmasıdır. Müslümanların çoğu zaman, eksik ve yanlış tanınmaları da bundan kaynaklanır.

Cahiliye, Cenab-ı Allah'ın Kur'an-ı Kerim vasıtısıyla kullarına verdiği ilimden, "doğruyu yanlıştan ayırma " meziyetinden mahrumdur. Tavrını, kararlarını, doğrularını ve yanlışlarını İslam'la belirlemez. İslam'ın mücadelesine dille katılıp fiili destek vermez. Uzaktan seyreden, gerektiğinde eleştirip gerektiğinde takdir eden bir tavrı vardır. Kur'an ise bambaşka bir İslam, bambaşka bir hayat ve ahlak sunuyor müslümanlara. "Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip dilenene ve kölelere veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile, zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar doğru olanlardır ve muttaki olanlarda bunlardır. " (Bakara Suresi, 177)

Müslümanın hayatının merkezi kendi menfaati değil, dinin menfaati ve bunun için verdiği mücadeledir. Faydayı, karı-zararı dinine göre belirler. Kendine faydayı değil, dinine faydayı düşünür. Kendi çıkarı değil, İslam'ın çıkarı peşindedir. "İnsanlar içinde Allah'tan başkasını eş ve ortak tutanlar vardır ki; onlar (bu eş ve ortakları) Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a olan sevgisiyse daha güçlüdür. " (Bakara Suresi, 165)

Müslümanın dini, hayatının her anına hakimdir. Ahlakını, yaşantısını Kur'an'a göre düzenler, sıkıntıya, zorluğa, hastalığa rahmet ve hayır gözüyle bakar, Allah (c.c.)'a yakınlaşmaya ve şükre vesile yapar. Müslümanın dinin hükümlerine teslimiyeti cahiliyenin hayret ve şaşkınlıkla izlediği bir özelliğidir. Bu teslimiyet şart, zaman, yer gözetmez. Müslümanın, Cenab-ı Allah'tan ve dinden peşin razı olan bir tavrı vardır. Bu samimiyetinin, aczini bilmesinin ve aklının getirdiği bir üstünlüktür.

Cahiliyenin kendine en az dokunacak ama etrafa en fazla yansıtacağı şekilde yaşadığı din, cahiliyeyi iki yüzlü ve samimiyetsiz yapıyor. Bugün cahiliye toplumunun yaşantısında hızla artan bir gerilim ve karmaşının aksine müslümanların üzerinde artan bir bereket ve neşe Allah (c.c.)'ın bir lütfu olarak dikkat çekmekte.

Üstad bir yazısında cahiliye ve mümin arasındaki farkı şöyle anlatmış: "...Hem o bedbaht, elim bir dehşette ve azim bir korku içinde kalbi parçalanıyor ve şu bahtiyar ise leziz bir ibret, tatlı bir havf, mahbub bir marifet içinde garip şeyleri seyir ve temaşa ediyor. Hem o bedbaht, vahşet me'yussiyet ve kimsesizlik içinde azap çekiyor. Ve şu bahtiyar ise ünsiyyet ve ümit ve iştiyak içinde telezzüz ediyor. Hem o bedbaht, kendini vahşi canavarların hücumuna maruz bir mahpus hükmünde görüyor ve şu bahtiyar ise, bir aziz misafirdir ki, misafiri olduğu Mihmandar'ı Kerim'in acib hizmetkarları ile ünsiyyet edip eğleniyor ".

Cenab-ı Allah, Kur'an-ı Kerim'de "Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? Akıl erdirmiyor musunuz? " buyuruyor. Demek ki Allah (c.c.)'ın varlığının ve kulluk vazifesinin şuurunda olan bir müslüman ile kendi hevasına göre hayatını yaşayan ve üstelik karda olduğunu zanneden cahiliye hiçbir şekilde bir olmaz. Bu, Cenab-ı Allah'ın nezdinde de müminlerin nezdinde de böyledir. Kendilerini karda sanan cahiliye, dünyada yaşadıkları maddi-manevi sıkıntının yanında ahirette de hüsrana uğrayacaklardır. " De ki: davranış bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi? Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar." (Kehf Suresi, 103-104)