KURAN'A GÖRE DÜNYA HAYATI

Kur'an-ı Kerim bilgimi arttırmaya başladıktan sonra kişinin imanına ve takvasına göre olayların çok değişik görülebileceğini anladım. İman etmeyen bir insanın dünyaya bakışı ve yaşadığı hayat bir müslümanınkinden çok farklı oluyor.

İmanın verdiği kalp gözüne sahip olmayan insan, dünyayı gerçekten son derece süslü ve çekici görüyor. Bunu Allah'-ü Teala ayetlerinde şöyle bildirmiştir. "Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar dünya hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır. "( Al-i İmran Suresi 14)

Asıl olan şudur: Cenab-ı Allah insanı bir amaç üzere yarattığını bildirmiştir. Elbetteki insanın bu amacı kulluk vazifesidir. İnsan dünyada, Allah (c.c.)'ın varlığını, birliğini tasdik edip, O'nu hoşnut edecek amel işlemek için yaratılmıştır. Fakat bu vazifesinin yalnızca çok az insan farkındadır.

Cahiliyenin ise dünya hayatına ilişkin zanları oldukça farklıdır. Cahiliye ahiretteki sonsuz hayata kıyasla bir göz çarpması kadar bile sürmeyen dünya hayatını dolu dolu yaşayan, nefsin arzularını tatmin edecek bir yer olarak görür. Oysa çok büyük bir aldanış içerisindedirler. Çünkü dünyadan alınabilecek en büyük zevk dahi, maddi-manevi sıkıntılar, eksiklikler, pişmanlıklarla dolu olacaktır. Ahiretteki asıl yurt olan cennetle kıyaslandığında ise dünyanın tüm anlamıyla bir ızdırap ve acizlik yeri olduğu anlaşılır. Yaşadığımız çevrede tanıdığımız, dünyadan en fazlasıyla faydalanıyormuş gibi görünen her kimi düşünürsek düşünelim, eğer yaşantıları hakkında biraz bilgiye sahipsek, nasıl bir sıkıntı ve hoşnutsuzluk içinde yaşadıklarını hemen farkederiz.

Parayı, mevkiyi, güzelliği kendine hırs yapan ve Cenab-ı Allah'ı unutan cahiliyeye Allah (c.c.) bunları bir eziyet ve sıkıntı konusu yaparak belaya çevirmiştir. "Şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azaplandırmak ve canlarının onlar küfür içindeyken zorlukla çıkmasını ister." (Tevbe Suresi, 55)

Çok kısa olan ve Allah'ın bir göz açıp kapama süresi kadar tarif ettiği dünya hayatını, çok uzun görüp, hiç bitmeyecek zanneden ve gerçek zevkin ancak Allah (c.c.)'ın kişinin kalbine vermesiyle elde edilebileceğini bilmeyen cahiliye bütün hayatını yanlış ve boşa giden bir çaba içinde geçirir.

"Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar. "(Kehf Suresi, 103-104)

İşte bu Cenab-ı Allah'ın yalnız müminlere verdiği bir sırdır ki; kalpler yalnız Allah'ı anmakla felah bulur. Çünkü insan bu fıtrat üzere yaratılmıştır. Cenab-ı Allah'ı unutmuş bir şekilde yaşayan bir varlığın - tüm dünya nimetlerine sahip olsa bile - tam anlamıyla haz duyması mümkün değildir.

Mümin ise dünyanın tüm eksikliklerine sabrederek, esas yurdun, ahiret yurdu olduğunu bilerek, Cenab-ı Allah'a tevekkül eder. Ahirette yalnızca takvasını götürebileceğinin şuurundadır. Dünya nimetlerini müminlerle paylaşarak yaºamaktan zevk duyar.

Aldığı asıl haz, bunların Cenab-ı Allah'tan kendisine bir lütuf olduğunu bilmesi ve ahirette ise çok daha mükemmeliyle müjdelenmesindendir. Bunun coşkusu ve neşesiyle de dünya nimetlerinin hakkını verir, hepsini Allah (c.c.) yolunda kullanır.