HELAK
OLAN KAVİMLER
"Biz,
yaşama biçimleriyle 'refah içinde şımarıp azmış' nice şehri yıkıma
uğrattık. İşte meskenleri; çok az (bir zaman) dışında (onlarda)
kendilerinden sonra oturabilmiş değildir. (Onlara) Varis olanlar
biziz.
Senin Rabbin, 'ana yerleşim merkezlerine' onlara ayetlerimizi
okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir.
Ve biz, halkı zulmetmekte olan şehirden başkasını da yıkıma uğratıcı
değiliz. " (Kasas Suresi, 58-59)
Ayette
de belirtildiği gibi Allah'u Teala bir uyarıcı korkutucu yani bir
peygamber göndermedikçe hiçbir toplumu helak etmez ki kimse bizim
bundan haberimiz yoktu demesin.
İçinde yaşadığımız şu asırda dünyanın genelinde görülen insan modeli,
dinden uzak bir yaşam süren, dinin yasak ve emirlerini tanımayan
bir yapıdadır. Günümüzde insanların çoğu, kendilerinin ve herşeyin
yaratıcısı olan Allah'ı (c.c.) tanımadan yaşayabileceklerini sanıyor.
Kur'an-ı Kerim'de örnek olarak anlatılan kavimlerde de insanlar
da aynı yapıdadırlar. Bu kavimlerin halkları da bir peygamber gönderilmiş
olmasına rağmen onlar bu uyarıları dinlemiyorlar.
Medyen halkına gönderilen Hz. Şuayb özellikle kavmini "ölçüyü
ve tartıyı -adaleti gözeterek- tam tutun ve insanların eşyalarını
değerden düşürüp- eksiltmeyin ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık
çıkarmayın. " (Hud Suresi, 85) diyerek uyarıyor; fakat buna
rağmen halkı buna devam ediyor ve uyarıyı hiç dinlemiyor. Bunun
üzerine Hz. Şuayb'ın kavminin helak edilmesi şöyle anlatılıyor.
"... O zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi ve kendi yurtlarında
dizüstü çökmüş olarak sabahladılar. Sanki orada hiç refah içinde
yaşamamışlar gibi " (Hud Suresi, 95)
Herhalde herkes Hz. Nuh'u ve O'nu dinlemeyen kavminin nasıl bir
tufan ile helak edildiğini bilir. Hz. Hud'un uyarıcı korkutucu olarak
gönderildiği Ad kavmi, O'nu yalanlamalarına karşılık olarak korkunç
bir kum fırtınası ile sanki hiç yaşamamışcasına yok oldu. Kur'an-ı
Kerim'de Ad kavminin helakı şu şekilde anlatılıyor.
"Ad (kavmi) de yalanladı. Şu halde benim azabım ve uyarmam
nasılmış?
Biz, o uğursuz (felaket yüklü ve) sürekli bir günde üzerlerine
'kulakları patlatan bir kasırga' gönderdik.
İnsanları söküp atıyordu; sanki onlar, kökünden sökülüp- kopmuş
hurma kütükleriymiş gibi. " (Kamer Suresi, 18-20)
Hz.
Lut'un kavmi ahlaksızlıkta çok ileri gitmiş bir kavimdi. (Hud, 82)
ayeti "Böylece emrimiz geldiği zaman, üstünü altına çevirdik
ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdık.
" ifadesiyle Lut kavminin başına gelen felaketi açıkça belirtiyor.
Sebe halkının Arim seli ile helak edilmesi, Hz. Musa'ya saldırmaya
çalışan Firavun'un denizde boğulması, Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçen
bazı kavimlerin helak edilme örnekleridir.
Günümüz toplumu ise rüşvet ve yolsuzluk olaylarının görüldüğü, ölçünün
tartının eksik tutulduğu, yaygın bir şekilde ahlak dejenerasyonunun
yaşandığı ve Allah'ın (c.c.) açıkça inkar edildiği bir yapıdadır.
Bu durumda önceki kavimlerin durumlarına bakıp ders almak ve onların
içine düştükleri bu hatayı tekrarlamamak daha akıllıca olmaz mı?
Cenab-ı Allah geçmiş toplumlara dair haberleri yalnızca Kur'an-ı
Kerim'de aktarmamış, ayrıca bize onlardan önemli belgeler de bırakmıştır.
Ayeti Kerimede belirttiği gibi "Şimdi öyle mi? Oysa sen
önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın. Bugün ise,
senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için
seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz).
Gerçekten insanlardan çoğu, bizim ayetlerimizden habersizdir. "
(Yunus 91-92) Allah, Firavun'un cesetini "Sonrakilere bir
ayet olması için " kurtarmıştır. Gerçekten de yakın bir geçmişte
aynı Kur'an'da ifade edildiği gibi bozulmamış bir cesetin Kızıldeniz
yakınında bulunmuş olması bir mucizedir. Bu ceset Firavun'un olduğu
düşünülerek halen İngiltere'de British Museum'da sergilenmektedir.
Bu, "sonrakilere " bir ayet, bir ibret olmak üzere ortaya
çıkmıştır. Bize düşen de bunu düşünüp ibret almaktır.
Bediüzzaman Said Nursi bu konuda; şöyle der: "Genelde Firavunların
reenkarnasyon fikrine göre cenazelerini mumyalayarak, geçmişten
geleceğe, sonraki nesillerin görmeleri için örnek bir hayat ifade
ederdi. Şu son zamanda (günümüzde) o boğulan Firavun'un cesedine
benzer olarak bulunan bir ceset, denizdeki boğulma yerinden sahile
atıldığı gibi, (bu ayette) zamanın denizinden asırların dalgaları
üstünde, günümüz sahiline atılacağını mucizevi bir şekilde işaret
ediyor."
|