İSLAM'IN GETİRDİĞİ HÜRRİYET

Hürriyet şüphesiz insanlar için reddedilemez bir kavramdır. Ancak her kavram gibi hürriyet de farklı ideolojik yapılarda farklı şeyler çağrıştırır. İnananlar için ise, hürriyetin tarifi Kuran'dadır.

Allah-u Teala göklerin, yerin ve bunların arasındaki herşeyin sahibidir.Yani insanın, kendinden zannettiği her türlü vasfın da gerçek sahibidir. Bunları insanda gösteren, hissettiren ve duyurtan da O'dur.

Yani bir insan eğer özgürlük diye bir kavram biliyorsa bunu ona öğreten de, ihtiyacını ona hissettiren de Cenab-ı Allah'tır. İşte mümin olmanın sırlarından biri burada gizlidir. Eğer kişi herşeyin Allah (c.c.)'tan geldiğini biliyorsa, bu durumda alacağı zevk tersiyle karşılaştırılamayacak kadar şiddetli olur.

Bu konuda çok iyi tefekkür etmek gerektiği kanısındayım. Çünkü bu sırrı kavrayan insanın üzerinden tüm insanların baskısı kalkar. Kendi kafalarınca uydurdukları tüm kural ve kalıplar yok olur. Yerine de Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Allah'ın belirttiği ve yalnız Allah (c.c.)'ı razı etmek üzere kurulu saf din kalır.

Bu ahlaka ulaşmış bir insan, herşeyi rahatça kavrayan, aklı üstünde hiçbir baskı uygulamadan düşünüp, konuşabilen, insanların kurallarına göre değil Allah (c.c.)'ı razı edecek şekilde yaşayan, islami bir şahsiyet kazanır.

Said Nursi Hazretlerinin " Demek ki iman ne kadar mükemmel olursa o derece hürriyet parlar. İşte Asr-ı Saadet.... " ifadesi gerçekten de özgürlüğün ancak yüksek imanla kıymetli olduğunun vurgulanması açısından mühim bir izahtır.

Allah'-ü Teala Zümer Ssuresi, 29. ayetinde " Allah bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan sahipleri çok ortaklı olan bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu?... " buyurmaktadır.

Bu iki kişinin durumunun, dünya, ahiret bir olmayacağı, Allah'-u alem bellidir. Sadece Allah (c.c.)' ın sonsuz aklına teslim olmuş kişinin tek bir kitabı ve doğrusu varken, diğeri herkesin kendi bildiğini doğru zannettiği bir karmaşanın içinde ne yapacağını, neye inanacağını ve kime güveneceğini bilmez halde başıboş dolaşarak ömür tüketir. Bu hayatın hiçbir yerinde hürriyeti bulmak mümkün değildir. Dünya hayatında " hürriyet " adına yaptığı her türlü şey, ahirette hiçbirşey kazandırmaz. Bediüzzaman Said Nursi' ye talebeleri bir sual sormuştur: "Hürriyette insan her ne sefahat ve rezalet işlese, başkasına zarar vermemek şartıyla birşey denilmez " diye bize anlatmışlar. Acaba böyle midir? Buna üstadın cevabı ise " Öyleleri hürriyeti değil belki sefahat ve rezaletlerini ilan ediyorlar ve çocuk bahanesi gibi hezayan ediyorlar. Zira nazenin hürriyet, avlab-ı şeriatma müteeddibe ve mütezeyyine olmak lazımdır. Yoksa sefahat ve rezaletteki hürriyet hürriyet değildir, belki hayvanlıktır, şeytanıın istibdadıdır, nefs-i emmareye esir olmaktır....Hürriyetin şe'ni odur ki ne nefsine, re gayriye zarar dokunmasın " demiştir.

Cahiliyenin binbir kuralıyla baskı altına alınmışken kendini hür zannedenin durumu akvaryumdaki balığın kendini okyanusta yüzüyor bilmesi gibidir. Gerçekte kendi kafasında inşa ettiği küçük, derme çatma, basit ve cahil fikirlerle dolu bir cam kavanoz içinde gibidir. Bunu da ancak onu dışarıdan seyreden akıl sahibi fark edebilir.

Oysa müminin doğrusuda yanlışı da Allah (c.c.) 'ın hükmüyledir. Sadece Yaratana teslim olmuştur. Her türlü zincirden, bağımlılıktan kurtulmuş, özünü Rabbine teslim etmiştir.
Özgürlük demek bir mümin için yüksek akıl demektir. Saadet, ihlas, cennet neşesi, cihat gücü, salih müminlik, dini tebliğ kabiliyeti demektir.

Hürriyet, Rahman olan Allah (c.c.)'ın müminlere bir hediyesidir. Çünkü imanın özelliğidir. Allah (c.c)'ın müminin imanına ödül olarak verdiği büyük bir meziyet ve yüksek bir akıl göstergesidir.

Ancak Kuran'la terbiye olup süslenmiş ve belirlenmiş bir hürriyet gerçek manada hürriyettir.