İHLASIN ÖNEMİ

İhlas samimi, riyasız sevgi, doğruluk ve bağlılık demektir. Dinde ihlas ise; yapılan itaat ve ibadetlerin katıksızca yalnız Allah Rızası için yapılmasıdır. Böyle bir itaat Cenab-ı Allah'a tam teslimiyet gerektirir.

İhlas hiçbir karşılık beklemeden yalnızca Allah (c.c.)'a yönelmeyi ve O'nun Rızasını kazanmayı hedefler. Şahsi herhangi bir çıkar gözetmeden yalnız dinin menfaati ve Allah (c.c.)'ın rızası için amel işlemek ve bu tutumda devamlı olmak, kuvvetli bir iman olmadıkça nefse ağır gelecek bir durumdur.

Bediüzzaman Said Nursi, önemle ihlas konusu üzerinde durmuş ve sürekli gündemde tutulması gerektiğini İhlas Risalesi'ne "her onbeş günde bir okunmalı" ifadesini ekleyerek belirtmiştir.

"Bu dünyada, hususan uhrevi hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarık-ı hakikat en makbul bir duayı manevi, en kerametli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en safi ubudiyet ihlastır "

Kur-an'ı Kerim, müminlerin imanlarından ve üstlendikleri tebliğ görevinden hiçbir çıkar gözetmemelerini sık sık hatırlatır. Peygamberlerin kıssalarında yaptıkları karşılığında hiçbir "ücret " beklemediklerini belirtir.

"De ki: 'Ben buna karşılık, Rabbi'ne doğru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dışında sizden bir ücret istemiyorum " (Furkan Suresi 57)

Sağlam bir niyet ve yalnız Cenab-ı Allah'ın rızasını hedef alarak ihlası kazanmak mümkündür. İhlası kazandıran en temel konu Cenab-ı Allah'ın rızasını aramaktır. Allah (c.c.) yolunda yapılan tebliğ ve mücadelede hiçbir dünyevi çıkar gözetilmez. Ancak bu çıkar yalnız para değildir. İtibar, insanların takdiri ya da beğenisi, makam ve mevkii içinde yapılmaz. Sonuçta Allah (c.c.)'ın rızasının kazanılıp kazanılmadığı önemlidir. İhlasta süreklilikte Cenab-ı Allah'ın bizden yapmamızı istediği ibadetler ve güzel ahlakta; her türlü şart ve durumda hiçbir değişikliğe uğramadan sebat göstermekle kazanılır.

Yüzde doksan sekizi müslüman olan bir ülkede yaşıyoruz; ancak nüfus kağıdında müslüman yazması ve sorulduğunda "Elhamdülillah Müslümanız " demek taktir edersiniz ki yeterli olmaz. Mümin olmanın ölçüsü Allah (c.c.) rızasına karşı içli bir istek ve "ciddi bir çaba " (İsra Suresi 19) ve bu yolda hiçbir fedakarlıktan kaçınmamaktır. Yalnızca belli günlerde müslüman olduğunu hatırlayıp ibadetlere titizlik göstermemek Cenab-ı Allah'ın hoşnut olacağı bir tavır değildir.

"De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır. "

Ayet-i Kerime'deki "dirimim " kelimesi, insanın tüm yaşamını belirtir. Din belirli günler veya belirli vakitlerle kısıtlanmaz, insan tüm hayatını dine göre yaşar.

"Ve onlar - Rableri'nin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın) güzel sonucu (ahiret mutluluğu) onlar içindir. " (Rad Suresi 22)

Cenab-ı Allah'tan razı olmak, bir çıkar gözetmeden bizden istediklerini yerine getirmek ihlası getirir. İhlaslı bir imanın sonunda Allah (c.c.)'ın inananlara vaadettiği pekçok nimet vardır. Ancak hiçbir zaman hedef bunlar değildir. Bunlar halis bir imanın doğal sonucudur. Bediüzzaman'ın da tabiri ile 'vazife-i ilahiyeye biz karışmayız'. Bizim yapacağımız ancak bu dünya hayatında Cenab-ı Allah'ın bizden istediklerini yerine getirmektir.