İSLAM'IN KAZANDIRDIĞI AHLAK

Kuran-ı Kerim'i, Peygamber Efendimiz'in hadislerini ve Bediüzzaman Said Nursi'nin eserlerini okuduktan sonra, dengeli bir hayata, ancak İslam ahlakının bir bütün olarak yaşanması durumunda ulaşabileceğini daha iyi anladım.

Bugüne kadarki yaşamımda insanların kendi kendilerine çıkarttıkları kurallarla güzel ahlaka ulaşamadıklarını aksine zamanla daha da artan bir ahlaki çöküntü içine girdiklerini gördüm. Bu çöküntü olayların Allah'ın kontrolünde olduğunu düşünmemelerinden ve başlarına gelen herşeyin tesadüfi geliştiğine inanmalarından kaynaklanıyor.

Ortak bir amaç ve hedefin olmadığı bir sistemde, doğal olarak herkes kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda hareket eder. Bu bencil yapının kaçınılmaz sonucu olarakta acımasız ve adil olmayan bir anlayış gelişir. Bunu İslam'dan uzak yaşayan her toplumda çok rahat görebiliriz.

Herkesin sadece kendi sorunlarıyla ilgilendiği ve ancak bir menfaat karşılığı başkasının işini hallettiği, kimsenin kimseye güvenemediği, sevginin ancak maddi değerlere dayalı olduğu bu sisteme tabi olanlar, hayatı, kazanmak için sürekli mücadele etmeleri gereken bir çatışma olarak görüyorlar. Bu çatışmadan en yüksek kazançla çıkmaya çalışıyorlar.
Bediüzzaman Said Nursi de bu konunun üstünde durmuş ve ".. inkar edenler 'Hayat bir cidaldir (çatışmadır)' diye eblehane hükmetmişler. " diyerek, bu sisteme tabi olanların çarpık mantıklarını çok güzel vurgulamıştır.

Bu batıl inanç sistemi gençler arasındada yerleştirilmeye çalışılıyor. Oysa ben, İslam ahlakının getireceği rahatlık, huzur ve güvenin özlemi içinde olan bir gençlik görüyorum. Bu özlemin sebebiyse, güzel ahlakın tam yaşanmadığı ortamlardaki ahlaki çöküntüden rahatsızlık duymalarıdır.

Akıl, sevgi, saygı ve huzur dolu, hür bir ortam, herkezin herkesin ihtiyacını hissettiği fakat maddiyat, kişisel çıkarlar ve gelecek korkusuna dayalı bir sistemde asla ulaşamadığı bir yapıdır.

Ancak müslümanlar, ortak hedefleri Allah'ın rızası, rahmeti ve cenneti olduğu için, birbirlerine hiçbir çıkar gözetmeksizin yaklaşırlar. Birbirlerine olan 'Kuran-i hizmetlerini ' yerine getirmeyi, birbirlerine faydalı olacak bir iş yapmayı kazanç olarak görürler. Çünkü yaptıkları her hizmeti Allah'a yakınlaşmak için bir vesile sayarlar ve bunlar için hiçbir dünyevi karşılık beklemezler. "Küçük, büyük infak ettikleri her nafaka ve (Allah yolunda) aştıkları her vadi, mutlaka Allah'ın yaptıklarının daha güzeliyle onlara karşılığını vermesi için, onlar adına yazılmıştır. " (Tevbe Suresi, 121) ayetinde anlatıldığı gibi, yaptıklarımızın sonucunda Allah'ın rızası ve hoşnutluğunu kazanacağımızı bilmek, biz müslümanlar için yeterlidir.

İnsanın fıtratına uygun olan; tarafların herzaman birbirlerinin lehinde düşündüğü, şartsız bir güven ve sadakatin olduğu, her durumda onore edileceği ve gerçek manasıyla sevgi, saygının yaşandığı göreceği bir ortamdır. İşte bu tavır mükemmelliği ancak Allah'tan çok korkan, Allah'a gönül vermiş, her zaman İslam'ı ve bütün müslümanların hayrını düşünen salih müminlerde bulunur.

İşte Peygamber Efendimizin, Kuran-ı Kerim'de örnek gösterilen diğer peygamberlerin, Bediüzzaman Said Nursi'nin ve tüm diğer İslam büyüklerimizin yaşadığı ve ashablarına emrettikleri ahlak budur.