BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ'NİN İSTEDİKLERİ

Bediüzzaman Said Nursi'nin üstün ahlakından, güçlü imanından, derin Kuran bilgisinden, mücadeleci ruhundan, sabrından ve samimiyetinden en fazlasıyla faydalanabilmek için öncelikle kendisinin müslümanlardan neler istediğini anlamamız gerekir.

Said Nursi Risale-i Nur Külliyatı'nda Kuran-ı Kerim'i tefsir etmiş, kader, iman, ahiret, ihlas, kardeşlik, iman hakikatleri gibi imani konulardaki tefekkürlerini anlatmıştır. Said-i Nursi'den bize aktarılanlara bir bütün olarak bakıldığında ve hayatı gözönüne alındığında salih bir müminin nasıl olması gerektiği görülmektedir.

Benim kendisinde en çok dikkatimi çeken yön, her ne konumda olursa olsun sürekli İslam'ın, müslümanların hayırlarını ve çıkarlarını gözetmesi, hatta bu uğurda çoğu zaman kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atıp, İslam'ın menfaatlerini kendi menfaatlerine tercih etmesidir. Şartlar, olaylar ve zaman her ne olursa olsun bu üstün ahlakı göstermekten taviz vermeyen bu kıymetli insan bu konuyu şöyle dile getirmektedir: "Adil kadere derim ki: Ben senin bu şefkatli tokatlarına layık idim. Yoksa herkes gibi gayet meşru ve zararsız olan bir yol tutarak şahsımı düşünseydim, maddi manevi herşeyimi feda etmeseydim, iman hizmetinde bu büyük ve manevi kudreti kaybedecektim. "

Kendisinin de sık sık vurguladığı ihlasla ve yalnızca ahireti düşünerek hareket etmesinin belki de en güzel delili, hapishanede geçirdiği yıllarda, türlü sıkıntılara göğüs gererek yazdığı Risalelerdir. İnsanın bu zor koşullarda yapabileceği ve müslümanlara verebileceği en güzel fayda nedir diye düşünüldüğünde gerçekten bütün müslümanların imanını arttıracak bir eser meydana getirmek olduğu açıkça ortaya çıkıyor.

Kuran-ı Kerim'den örnek alarak düşündüğümde de yine her salih müminin aynı tavır içinde olduğunu görüyorum. Hz. Yusuf hapse girdiğinde, şevkinden hiçbirşey kaybetmeyerek bulunduğu ortamı en güzel şekilde değerlendirmiş, oradaki kişilere dini anlatarak Allah'ın rızasını kazanacak bir faaliyet içine girmiştir.

Varolma nedeninin kulluk olduğunu kavramış, bu doğrultuda taviz vermeden kendini Allah'a teslim etmiş kişi en üstün hedefe yönlenmiştir: Allah'ın rızası, rahmeti ve cenneti. İşte müslümanın seçkinliği buradan gelmektedir. Kuran-ı Kerim'de bize anlatılan modeldeki müslümanın, yer, zaman ve koşul gözetmeksizin sürekli Allah'ın rızası peşinde koştuğunu görüyoruz. Hz. Süleyman (a.s.)'a imtihan olarak hakimiyet, ihtişamlı bir mal varlığı verilmişken, az önce bahsettiğim gibi Hz. Yusuf (a.s.) zindana atılmakla, Hz. İbrahim (a.s) ise ateşe atılmakla imtihan olmuştur. Ama hiçbiri kendilerine isabet edenden dolayı gevşeklik göstermemişler, aksine her hareketlerinde, başlarına gelen her olayda, en isabetli hareketlerde bulunarak, yaptıklarını Allah'ın salih amel olarak kabul etmesi için dua etmişlerdir. Ahirette hesabını veremeyeceklerini düşündükleri, Allah'ın rızasına uygun olmayan her türlü tavırdan şiddetle kaçınmışlardır. Bu yüzden Allah, onlardan "Ve gerçekten onlar bizim katımızda seçkinlerden ve hayırlı olanlardandır. " (Sad Suresi, 47) diye bahsediyor.

Bize düşen sadece, dinimizi hakkıyla tanımak ve tanıtmaktır. Bu peygamberlerimizin, sahabelerin, Said Nursi'nin ve bütün İslam mücahidlerinin süregelen sünnetidir.

Allah, kendi rızasına uyanları inşallah karanlıklardan nura çıkaracaktır.