İYİLİĞİ EMREDİP KÖTÜLÜKTEN MENETMEK

Kuran-ı Kerim bütün alemlere bir öğüt ve hatırlatma olarak indirilmiştir. Bizlerin müslümanlar olarak ilk vazifesi Kur'an'ın bize emrettiklerini eksiksiz uygulamaktır. Diğer bir vazifemiz de Cenab-ı Allah'ın bize bildirdiklerini, bu konuda cahil olanlara anlatmak, onları da bilgilendirmektir.

Ali İmran Suresinin 110. ayet-i kerimesinde "Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; maruf olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah'a iman edersiniz... " diyerek Cenab-ı Allah müminlerin bu önemli görevini bildirmiştir.

Yaşadığımız şu dönemde, bütün kültürlerde, bütün dinlerde ve ülkelerde, iyi ile kötü, doğru ile yanlış, güzel ile çirkin kavramları tamamen birbirine karışmış durumda. Birine göre doğru olan diğerine göre kesinlikle yanlış olarak değerlendiriliyor. Bu yüzden herkes birbiriyle kavgalı, dargın. Bu yüzden sabahlara kadar tartıºmalar sürüyor, ama sonuçta hiçbirşeye çözüm getirilemiyor.

Her yerde insanların canını yakan, moralini bozan, üzülmelerine sebep olan, fiziksel ve ruhsal sağlığı tehdit eden birçok sorun var.

Özellikle gençlerimiz kendilerine doğru yolun gösterilmesine muhtaçlar. Hepsi bir arayış içerisinde, ancak nereye dönseler kendilerine ayrı bir yol sunuluyor ki, bu yolların hepsi birbirinden beter. Halbuki doğru yol bir tane. Dünyanın yaratılışından beri değişmemiş, Cenab-ı Allah'ın emrettiği tek bir yol var. Ancak gençlerimiz değişik telkinlere maruz kalarak bu yoldan uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır. Bizlerin en büyük vazifelerinden biri, bu genç beyinleri en güzele, en temize, en hayırlıya, en üstün ve en şerefli olana yöneltmektir. Onlara Kuran'a göre iyiliği emredip, onları kötülüklerden sakındırmalıyız.

Bediüzzaman hem kendi dönemi hemde sonraki nesiller içinde, gerek hayatı gerekse Risale-i Nur Külliyatı ile bu vazifesini hakkıyla yerine getirmiştir. Risale-i Nur Külliyatı, İslam dinini tanımak, Kur'an'ı öğrenmek isteyen herkes için kusursuz bir rehberdir. Yazıldığından beri birçok gencimizin hidayetine sebep olmuştur.

Ancak iyiliği emretmek ve kötülükten menetmek, küfür ehlinden birçok kişinin keyfini kaçıracak, menfaatlerini engelleyecektir. Gencecik insanlara kendi sapkın fikirlerini aşılayanlar, onların doğru yolu seçmelerinden rahatsızlık duyacaklardır. Nitekim Bediüzzaman da bu zorluklarla karşılaşmış, menfaatlerine ters düştüğü kişilerin baskılarına maruz kalmıştır. Ancak Cenab-ı Allah'ın Rızasını kazanmadaki gözü karalığı ve mertliği, onun İslam hizmetinden kesinlikle taviz vermemesine sebep olmuştur.

Kur'an-ı Kerim'i tebliğ etmenin önemini Bediüzzaman şöyle anlatmaktadır: "Bu zamanda hiçbirşeye alet ve tabi olmayan ve her gayenin fevkinde olan hakaik-i imaniyeyi fıtri ubudiyetle bilmeyenlere, bilmek ihtiyacında olanlara tesirli bir suretle bildirmek, bu keşmekeş dünyasında imanı kurtaracak ve muahhidlere kat-i kanaat verecek bu tarzda yani hiçbirşeye alet olmayacak bir tarzda bir Kuran dersi vermek lazımdır ki; küfrü mutlak ve mütemerrid ve inatçı delaleti kırılsın; herkese kati kanaat verebilsin. "

Bediüzzaman'ın tebliğdeki kararlılığı, ihlası ve sabrı, Risale-i Nur'un etkisinin bu denli güçlü ve sürekli olmasının tek sebebidir. Hayatı boyunca hiçbir karşılık beklemeden, hatta tüm çıkarlarını, rahatını hiçe sayarak, Cenab-ı Allah'ın dinini tebliğ etmiştir.

Bu konuda yazı yazmamı bana ilham eden Bediüzzaman'ın şu sözlerini sizlere de aktarmak istiyorum: "... İşte Nur Risalelerinin, büyük denizlerin büyük dalgaları gibi gönüller üzerinde husule getirdiği heyecanın, kalblerde ve ruhta yaptığı tesirin sırrı budur; bir başka değil. Risale-i Nur'un bahsettiği hakikatlerin aynını binlerce alimler yüzbinlerce kitaplar daha beliğane neşrettikleri halde yine küfrü mutlakı durduramıyorlar. Küfrü mutlakla mücadelede bu kadar ağır şerait altında Risalei Nur bir derece muvaffak oluyorsa; bunun sırrı işte budur. Said yoktur; Said'in kudret ve ehliyeti de yoktur; konuşan yalnız hakikattir, hakikat-i imaniyedir....Ben maddi ve manevi herşeyimi feda ettim, her musibete katlandım; her işkenceye sabrettim. Bu sayede hakikat-i imaniye her yere yayıldı. Bu sayede Nur mekteb-i irfanının yüzbinlerce belkide milyonlarca talebeleri yetişti. Artık bu yolda hizmet-i imaniye de onlar devam edeceklerdir ve benim maddi ve manevi herşeyden feragat mesleğimden ayrılmayacaklardır; yalnız ve yalnız Allah Rızası için çalışacaklardır ".