CENNETLE
MÜJDELENMENİN SEVİNCİ
Kur'an-ı
Kerim'de Cenab-ı Allah, takva sahibi kullarının sakınması gereken
şeyleri çok açık bir şekilde belirtmiştir.
Mümin, Allah (c.c)'ın bu sınırları içerisinde özgürce yaşar. Rabbinin
kendisine verdiği çeşit çeşit nimetlerin coşkusuyla ve asıl, Allah
(c.c)'ın sabretmesine karşılık olarak kendisine vaadettiği, cennetteki
sonsuz hayatın ve nimetlerin müjdesiyle neşe içerisindedir.
Hepsinin ötesinde işlediği amellerden Allah-u Teala'nın hoşnut olduğunu
bilmesi neşesini arttıracak en büyük vesiledir. Ayet-i Kerime'de
de buna işaret edilmektedir: "Allah, mümin erkeklere ve
mümin kadınlara içinde ebedi kalmak üzere altından ırmaklar akan
cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'tan
olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk
budur. " (Tevbe Suresi, 72)
"Şüphesiz
en büyük müjde budur. İman edip salih amellerde bulunanlar; onları
içinde ebedi kalıcılar olarak altından ırmaklar akan cennetin
yüksek köşklerine muhakkak yerleştireceğiz. (Salih) amellerde
bulunanların ecri ne güzeldir. " (Ankebut Suresi, 58)
Müslümanların
cennetle müjdelenmeleri, onların dünyada salih amel işlemelerine
ve mücadele etme şevklerine vesile olur. Bu şevk ve neşe Cenab-ı
Allah'ın da çok makbul gördüğü bir neşedir. Sabretmenin karşılığı
olarak Allah (c.c.) müminlere en güzel nimet olarak cenneti sunmuştur.
Küfür için Allah (c.c) ayette "Az gülsünler çok ağlasınlar
" buyurmaktadır. Bu ayetten de anlaşılacağı gibi gerçek neşe
ve mutluluğu Allah (c.c.) sadece müminlere nasip eder. Bediüzzaman'ın
da dediği gibi "hakikaten mümin cennete layık ve kafir cehenneme
muvafık bir mahiyet kasbeder. Ve onların herbiri, öyle bir kıymet
almalarının sebebi; mümin, imanı ile Halikinin emanetini, O'nun
namına ve izni dairesinde istimal etmesidir. Ve kafir, hıyanet edip
nefsi emmare hesabına çalıştırmasıdır."
Çıkara dayalı cahiliye sisteminde, insanları harekete geçiren tek
şey, yakın bir kazanç elde etme arzusudur. Karşılığında kazançlı
olacağını bildikleri herşeyi yapmaya hazırdırlar. Örneğin bir insana
istediklerimizi yaparsan karşılığında mevkiini yükselteceğiz ya
da yüklü miktarda para alacaksın deseler yapacağı işi mutlaka şevk
ve heyecanla yapar. Sonuçta alacağı zevk kısa süreli ve geçicidir.
Fakat Allah'ın rızası, rahmeti ve cenneti için yaşayan bir müslümanın
neşesi asla geçici değildir, azalmaz ve yok olmaz. Hiçbir şekilde
ye'se düşmez, hüzün duymaz, umutsuzluğa kapılmaz. Cenab-ı Allah'a
güvenip dayanır. Çünkü sonsuz cennetle müjdelenmektedir. Bediüzzaman
cennetle müjdelenmenin getireceği şevki Yirmi Birinci sözde şöyle
anlatıyor: "...Acaba şu vazifei ubudiyyet, neticesiz midir?
Ücreti az mıdır ki, sana usanç veriyor?... Bir adam sana yüz liralık
bir hediye vaadetse yüz gün seni çalıştırır. Hulful-vad edebilir.
O adama itimat edersin, fütursuz işlersin. Acaba Hulful vad hakkında
muhal olan bir zat,cennet gibi bir ücreti ve saadeti ebediyye gibi
bir hediyeyi sana vaadetse, pek az bir zamanda, pek güzel bir vazifede
seni istihdam etse; sen hizmet etmezsen veya isteksiz, suhre gibi
veya usançla, yarım yamalak hizmetinle onu vaadinde ittiham ve hediyesini
istihfaf etsen, pek şiddetli bir tedibe ve dehşetli bir tazibe müstahak
olacağını düşünmüyor musun! "
Ben de, Cenab-ı Allah'tan bütün müslüman kardeşlerim için üzerlerinden
cennet neşesinin eksik olmamasını ve bu şevkle amel etmelerini diliyorum.
|