NİMETE
ŞÜKÜR
Şükretmek;
mümin alametlerinden biridir. Cenab-ı Allah'ın verdiği nimetlere
ve Allah (c.c.)'ın üzerimizdeki rahmetine karşı şükür sahibi olmak
nankörlük etmemek mühim bir mümin özelliğidir. Şükrün manası; iyiliği
iyilikle karşılamak, nimetin tasavvuru, dile getirilmesi, nimetin
hakkının verilmesidir.
Bizi yaratan ve bizimle beraber bu dünyayı yaratan Allah (c.c.)
o kadar çok nimet, bolluk vermiş ve herşeyi bir intizam, bir güzellik
ve estetik ile yaratmıştır ki, insan ne yöne dönse şükredecek birçok
şeyle karşılaşıyor. Tüm bu nimetlerin farkına varıp, gören bir göz
eğer şükretmez ise bir süre sonra körelir ve insan görürken manen
görmez hale gelir. Takdir etme ve düşünme yeteneğini kaybeder.
"Ey
iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından
yiyin ve yalnızca O'na kulluk ediyorsanız, Allah'a şükredin. "(Bakara
Suresi 172)
"Öyleyse
Alah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olanlarını
yiyin; Eğer O'na kulluk ediyorsanız Allah'ın nimetine şükredin
"(Nahl Suresi, 114)
Nimetlerin
hakkını vermek ve şükrünü yapmak yalnız söz ile söylemekle sınırlı
değildir. Hareketlerimizle de nimetlere şükrümüzü göstermek gerekir.
Örneğin sahip olduğumuz sağlığa hem sözle şükredip hem de ibadetlerimizi
eksiksiz yapmakla en güzel şükrü yerine getirmiş oluruz. Şükür nimetin
artmasına sebep olur. Aynı şekilde nimete nankörlükte nimeti keser.
"Rabbiniz
şöyle buyurmuştu: Andolsun eğer şükrederseniz gerçekten size arttırırım
ve andolsun
eğer nankörlük ederseniz şüphesiz Benim azabım pek şiddetlidir.
" (İbrahim Suresi 7)
Bütün
nimetlerin sahibi Cenab-ı Allah'tır bu yüzden şükrederken Allah
(c.c.)'a şükretmeli ve nimetin kendisine kapılmamalıdır.
"...Bütün
nimetlere ve meyvelere zatları için muhabbet edilse, yalnız maddi
lezzetleri ile gafilane telezzüz etse o muhabbet nefsanidir. O lezzetlerde
geçici ve elemlidir. Eğer Cenab-ı Hakk'ın iltifatat-ı rahmeti ve
ihsanatının meyveleri ciheti ile sevse ve o ihsan ve iltifatatının
derece-i lütuflarını taktir etmek suretinde kemali iştiha ile lezzet
alsa, hem manevi bir şükür hem elemsiz bir lezzettir... "
diyerek Bediüzzaman şükrün yalnız Allah (c.c.)'a yapılması gerektiğini
özlüce belirtmektedir.
Şükür, Allah (c.c.)'a imanın göstergesi ve Allah (c.c.)'ın hoşnutluğunun
kazanılacağı bir ibadettir ve Cenab-ı Allah'a yaklaşmaya bir yoldur.
"Eğer
şükreder ve iman ederseniz Allah azabınızla ne yapsın? Allah şükrün
karşılığını verendir, bilendir. " (Nisa Suresi 147)
Cenab-ı
Hakkın insanlara verdiği nimetin hakkını en iyi şekilde ancak müminler
verir. Her zaman Allah'a yönelen, daima Allah korkusu ve sevgisi
ile hareket eden müminler verilen nimetlere karşı çok titiz olup
şükrünü yapacak şekilde davranırlar. Nimete nankörlük etmek müminlerin
şiddetle kaçındığı bir konudur. Herşeyden evvel mümin olmamız ve
doğruyu yanlıştan ayırd eden insanlar olmamız en öncellikli şükretmemiz
gereken nimetdir. Çevremizde Allah'ın bize verdiği hiçbir nimeti
kaçırmadan görüp gereği gibi şükrünü yaparsak hem nimetlerin bereketini
artırırız, hem de Allah'ın rızasını kazanırız.
|