ÖLÜM - 1

"Her nefis ölümü tadıcıdır; sonra bize döndürüleceksiniz. " (Ankebut Suresi 57)

İnsanlar tümüyle hatalı bir mantıkla, genelde ölümü pek düşünmek istemezler, bunu unutarak yaşamayı tercih ederler. Bu yanlış anlayış cahiliyenin iman sahibi olmamasından dolayı, ölümü bir son bilmelerinden ileri gelir. Ama müminler ölümün sadece bu dünya hayatının sonu olduğunu, asıl yurt olan ahiret hayatının ise başlangıcı olduğunu bilirler.

Evet, hepimiz bir kader ile yaratıldık ve ölümü ertelemek olacak şey değil. O gün, o saat veya daha gerçekçi olmak gerekirse o dakika önümüzde bizi beklemektedir. Ve unutmayalım ki bugün ömrümüzden bir gün daha eksildi.

"Kıyamet saatinin bilgisi, şüphesiz Allah'ın katındadır. Yağmuru yağdırır; rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse, yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse de, hangi yerde öleceğini bilmez. Hiç şüphesiz Allah bilendir, haberdardır. " (Lokman Suresi 34)

Ayetlerde vurgulandığı gibi ölümün 'hangi yerde' olacağını bilmemek, hem belirli bir vakit olduğunu, hem de ondan kaçılmayacağını ifade ediyor. Hiç kimse ölümsüz değildir. Allah yaratır, yaşatır ve öldürür. Ölümsüzlük isteği veya ölümü unutarak yaşamak ise dünyaya bağlılıktan ve onun geçici yüzüne duyulan sevgidendir.

"Bu dünya hayatı yanlızca bir oyun ve (eğlençe türünden) tutkulu bir oyalanmadır. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur; bir bilselerdi. " (Ankebut Suresi 64)

Allah, Kur'an-ı Kerim'de dünya hayatının tarifini çok açık bir şekilde yapmıştır. Bu durumda ona sevgi duymak, kapılmak, aldanmak çok büyük hata olur. Bakın Bediüzzaman, ölüm konusundaki bir tefekkürünü nasıl aktarıyor:

"Ey hizmeti Kur'an-iyede arkadaşlarım! İhlası kazanmanın ve muhafaza etmenin en müessir bir sebebi 'Rabıta-i mevt ' tir. Evet ihlası zedeleyen ve riyaya ve dünyaya sevk eden tül-i emel olduğu gibi; riyadan nefret veren ve ihlası kazandıran da, rabıta-i mevttir. Yani ölümü düşünüp, dünyanın fani olduğunu mülahaza edip nefsin desiselerinden kurtulmaktır. "

Said Nursi'nin ihlas risalesinde, ölümü düşünmenin ihlas gibi çok önemli bir hususa da faydasını anlattığını görüyoruz. Dikkat edilecek olursa, ölümü unutmanın değil, bilhassa onu hatırlamanın faydası anlatılmaktadır.

"Ölüm o kadar kat-i ve zahirdir ki bu günün gecesi ve bu güzün kışı gelmesi gibi ölüm başımıza gelecek. Ölüm ya idam-ı ebedidir; hem o insanın, hem bütün ahbabını ve aka-ibini asacak bir darağacıdır. Veyahut başka bir baki aleme gitmek ve iman vesikası ile saadet sarayına girmek için bir terhis tezkeresidir. Ve kabir ise ya karanlık bir hapsi münferid ve dipsiz bir kuyudur. Veyahut bu zindan-ı dünyadan, baki ve nurani bir ziyafetgah ve bağıstana açılan bir kapıdır. "

Ebedi hayata geçiş ölüm ile oluyor. Öyleyse bize verilen bu ömür süresince bizden isteneni iyi anlayıp Allah'a yakınlaşmalı ve yükümlüklerimizi yerine getirmeliyiz. Bu da ihlaslı, samimi bir müslümana yakışan harekettir.