ALLAH'IN RIZASI - 1

Allah'ın rızasını, rahmetini, cennetini kazanmak müminlerin hayatlarındaki en önemli amaçtır. Allah'ın rahmeti ve cenneti, Allah'ın rızasını kazanmanın doğal sonucudur. Bu yüzden temel Allah'ın rızasını kazanmaktır. Allah için yaşamak da Allah rızasının temelidir.

" Allah'ın rızasına uyan kişi, Allah'dan bir gazaba uğrayan ve barınma yeri cehennem olan kişi gibi midir? Ne kötü barınaktır o. " (Al-i İmran 162)

Müminler hayatlarının her döneminde karşılarına çıkan, her durum ve her olayda Allah'ın rızasını seçmekle mükelleftirler. Bazen birden çok şeyde Allah rızası olabilir. Ancak en çok hangisinde olduğu önemlidir. Birden fazla alternatifle karşılaşıldığında Allah'ın rızasının en çok hangisinde olduğunda ayırt etmek için en önemli şey nefse uymamak ve vicdanın kabul ettiğine tabi olmaktır. Nefis daima Allah'ın rızasına uygun olmayanı ister. Burada mümini diğer insanlardan ayırt eden en belirgin özellik vicdanının sesini sonuna kadar dinlemesi ve nefsine tabi olmamasıdır.

" İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah'ın rızasını arayıp kazanmak amacıyla nefsini satın alır. Allah kullarına karşı şefkatli olandır. " (Bakara Suresi, 207)

Vicdan ile nefsin sesini ayırt etmek ne kadar karmaşık görünse de aslında gayet kolaydır. Eğer yapılan her hareketin hesabını ahirette verileceği bilinci olursa yanlışla doğrunun çok keskin bir şekilde birbirinden ayrıldığı görülür. Mümin yalnışla doğrunun ayrımını her türlü şart ve zamanda yapabilir. Müminin asıl amacı ve hoşnut olduğu şey Allah rızasını kazanmak olduğu için, içinde bulunduğu zamanın bolluk ya da sıkıntı zamanı olması onu etkilemez. Ahirette hesabını veremeyeceği her türlü hareketten şiddetle kaçınır. Dürüst ve samimi bir şekilde Kuran-ı Kerim'deki müslüman modelini yer zaman ve koşul gözetmeden yalnız Allah için yaşar, müslümanın seçkinliği buradan gelir.

Allah'ın rızasının gözetilmediği toplumlar ahlak bozukluğu, ruhsal dengesizlik insan ilişkilerine mahkum olur. Çünkü her kafadan ayrı bir fikir, istek çıkar bu da stres, çekiºme ve kavga getirir. Ancak tek bir ölçü kabul edildiği ve ortak nokta şahısların istek ve gereksinimleri değilde bizi yaratanın rızası olduğunda huzur, rahatlık ve barış olur.

Bugün çevremize şöyle bir baktığımızda hem Türkiye hem dünyada gördüğümüz ortak görüntü bir kaostur. Bu kaosun sebebi ise dinden uzaklaşılmış olmasıdır. Dinin yaşanmadığı toplumlar daima bu sonuçla karşılaşırlar.

Ancak bu durumdan memnun olmayan ve kendi kurdukları sistemin tamamen dermeçatma ve hiçbir gerçekliği olmadığını farkeden insanlar, şimdi bu karmaşadan çıkıp, insanlar için en güzel ve en uygun olan Yaratanın bizim seçip beğendiği dine karşı bir yöneliş içine girmişlerdir.

Son zamanlardaki bu dine yöneliş ve insanların dine daha da önem vererek sıkıca sarılmaları hem çok sevindirici hem de gelecekteki güzel günlerin müjdecisidir.

Bediüzzaman'ın şu örneğindesözleri yanlız Allah'ın rızasının kazanılmasına güzel bir örnektir.

"Bazı peygamberler gelmişler ki mahdut birkaç kişiden başka ittiba edenler olmadığı halde yine o Peygamberlik vazife-i kudsiyyesinin hadsiz ücretini almışlar. Demek hüner, kesret-i etba ile değildir. Belki hüner Riza-yı ilahiyi kazanmakladır."

Allah'ın rızasının en fazlasının seçilmesini müminin hayatındaki en önemli şey olduğunu bilen Bediüzzaman Said Nursi talebelerine " Konuşan yalnız hakikattir. " yazısındaki "..benim maddi ve manevi her şeyden feragat mesleğimden ayrılmayacaklardır. Yalnız ve yalnız Allah rızası için çalışacaklardır. " sözleri en önemli mirası ve bize gösterdiği bu dünya hayatında ahireti kazanmakta için en büyük sırrıdır.