SAMİMİ
İMAN
İslam
dininin en önemli özelliği insanları samimiyete davet etmesidir.
Dini yaşarken en mühim şey bunu samimi olarak yaşamaktır. İbadetlerin
taklidi olarak yapıla-bileceği, samimi olmadan dil ile ikrarlar
yapılabileceği Cenab-ı Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de belirttiği ve
dikkat çektiği bir konudur.
Kur'an-ı Kerim'de müminlerin sahip olması gereken ahlaki özellikler
anlatılmıştır. Gerçek bir müminin yapması gereken, titizlikle bu
ahlakı kendi üstüne alması ve yaşa-masıdır. Ancak gerçekten iman
etmeyen birçok kişi tarafından, bu mümin alametlerinin taklit edilmesi
mümkündür.
"İşte
(şu) namazı kılanların vay haline, ki onlar, namazlarında yanılgı-dadırlar,
onlar gösteriş yapmaktadırlar. " (Maun Suresi 4-6)
Ayet-i
Kerime'de gördüğümüz gibi samimi bir imana sahip değilken gösteriş
için namaz kılındığına dikkat çekilmiş. Bakara Suresi'nin 264. ayetinde
de gösteriş için infak ettikleri belirtilmiş.
"Ey
iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı
gös-teriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek
sadakalarınızı geçer-siz kılmayın. "
Bir
diğer ayette de insanların hoşnutluğu için kalplerinde iman olmadığı
halde yemin ettikleri vurgulanmış.
"Sizi
hoşnut kılmak için Allah'a yemin ederler, oysa mümin iseler hoşnut
kılınmaya Allah ve Resulü daha layıktır. " (Tevbe Suresi
62)
Gerçek
imana sahip bir mümin aynı zamanda yüksek vicdana da sahiptir, vic-danının
sesi hep açıktır ve ona göre haraket eder. Gösteriş için namaz kılmak,
infak etmek ancak kısa süreli bir aldanış olur. Çünkü asıl iman
zor zamanda belli olur. Taklidi imanda hiçbir zaman imanın gerçek
saadeti yaşanmaz, kalp huzuru olmaz.
Peki dış görünüşü aynı bir mümini andıran fakat kalbinde iman olmayan
kişileri müminler nasıl ayırt ederler? Ya da ayırt edebilir miyiz?
Elbette ki edebiliriz, müminlerin taklit edilebilir özellikleri
olduğu gibi taklit edilemeyen özellikleri de vardır. Örneğin Allah'a
ve Resulüne itaat, akıl, zor zamanlarda imanın artması. Gerçekten
iman etmeyen birinin nefsi ile hak çatıştığı bir zamanda Allah'a
ve Resul'üne itaat etmesi mümkün değildir, ya da akıl sahibi olması
ve isabetli kararlar vermesi; çünkü akıl yalnızca müminlere verilen
bir nimettir. Demek ki müminler hemen aradaki farkı anlarlar.
Samimi iman da ihlasla kazanılır. Bediüzzaman;
"Medar-ı
necat ve halas yalnız ihlastır. İhlası kazanmak çok mühimdir. Bir
zerre ih-laslı amel, batmanlarla halis olmayana müreccahtır. İhlası
kazandıran harekatındaki se-bebi sırf bir Emr-i ilahi ve neticesi
rıza-yı ilahi olduğunu düşünmek ve vazife-i ilahiyeye karış-mamalı.
" diyor. Çünkü eğer imanda samimi değilse ihlası kazanmak
da mümkün değildir. Ama samimi iman eden bir kişinin önüne dünya
gelse onu durduramaz.
"Gevşemeyin,
üzülmeyin. Eğer gerçekten inanmışsanız en üstün olan si-zlersiniz.
" (Al-i İmran Suresi 139)
|