İSLAMDA
SAMİMİYETİN ÖNEMİ
İslam
dininin temeli samimiyettir. Dinin her hükmünün, Kur'an'ın her ayetinin,
İslam ahlakının her yönünün temelinde var olan yapı budur. Müslüman
dinini samimiyetle öğreniyor ve Allah'a imanı ancak samimiyeti oranında
yaşayabiliyor. Müslümanlığı yaşamaya başladığımdan bu yana ihlasın
Allah'ın gizli bir kanunu olduğunu, aklın ve kavrayışın bu gizli
kanunun işlemesiyle elde edildiğini anladım.
Samimiyetsizlik dinin dışında yaşayan her insanın hayatına bütün
yönleriyle tam olarak hakim durumda. Bu da insanlarda kavrayış güçlüğü,
akılsızlık, duygusallık, sürekli yanlış yapma şeklinde ortaya çıkıyor.
Müslümanlar güçlü teşhis kabiliyeti, hızlı bir kavrayış, kolay yönlendirebilmelerini
aklın üstündeki samimiyetsizliğin verdiği baskıyı kaldırmalarıyla
elde ediyorlar.
Bu gün İslam ahlakının yeterince yaşanmadığı toplumlarda samimiyetsizlik
insanları mutsuz, bencil ve hırslı yapıyor. Halbuki İslam'ın getirdiği
samimiyetin sınırları belirli değildir. Müslüman sadece namazında,
duasında, orucunda samimi olmaz. Güçlü bir Allah korkusuna sahip
olduğu için hayatının her safhasında Allah'ın rızasını gözetir.
Yaptığı bir ticaretten ya da alışverişten, mevki kazanmaya, okumakatan
dostluk kurmaya kadar müslüman her tavrıyla sadece Alllah'ı hoşnut
etmeye yönelir. "Öyle adamlar ki, ne ticaret, nede alışveriş
onları Allah'ı zikretmekten, dosdodru namazı kılmaktan ve zekatı
vermekten tutkuya kaptırıp alıkoymaz; onlar, kalplerin ve gözlerin
inkılaba uğrayacağı günden korkarlar. "(Nur Suresi 37)
Bu da onun Kuran'la davranması yani olabilecek en akılcı ve dengeli
tavrı göstermesi demektir.
Bu nedenle bugüne kadar müslüman yönetici modeli hep örnek ve aranılan
model olmuş, bu kişiler dünyanın her yanına adalet, güvenilirlik,
akıl üstünlükleriyle nam salmışlardır. Kur'an müslümana yaşamasını
emrettiği hayatta iman etmeyen bir toplumun sahip olduğu bütün çarpık
ahlak özellliklerini samimiyetle yıkan bir sistem getirmiş.
De
ki: "Ben, dini yalnızca O'na halis kılarak Allah'a ibadet
etmekle emrolundum. " (Zümer Suresi, 11)
Müslümanlar
herkesin kardeşini kendi nefsine tercih ettiği, hataların hemen
düzeltilip uyarıldığı doğallık ve dürüstlüğün hakim olduğu, mala
ve mevkiye karşı düşkünlüğün kalmadığı, isyanın, çıkar çatışmasının,
huzursuzluğun yaşanmadığı bir hayatı da kendi toplumlarına yaşatmıştır.
Bediüzzamanın kitaplarını okurken onun da talebelerine hep güçlerini
ihlasta, Allah'ın rızasını aramada ve haktan yana olmada bulmalarını
öğütlediğini gördüm.
"Bu
dünyada, özellikle ahiret için yapılan amellerde en önemli esas,
en büyük kuvvet, en sarsılmaz dayanak noktası, hakikate giden
en kısa yol, en çabuk kabul gören dua, en güçlü aracı, en yüksek
özellik, en saf kulluk ihlastır. "
İşte
Bediüzzamanın talebelerine tavsiye ettiği Kur'an ahlakını öğrenip
yaşamaya başladıktan
sonra ben de hizmetimde ve mücadelemde en büyük kuvvet ve dayanağı
Allah'a olan samimiyette yani ihlasta buldum.
|