TEFEKKÜR ETMEK

Yalnızca kendi sorunları ile ilgilenmeyi bırakıp dünyasını büyütmek isteyenler, buna çevrelerinde olup bitene karşı duyarsız birer seyirci gibi kalmayı bırakarak başlayabilirler. Ancak kendi problemleri ile ilgilenenlerin dünyası, koskoca kainatta dünya yüzündeki küçücük bir evin küçücük bir odası kadar ufak kalır.

Oysa ki Cenab-ı Allah bize içinde yaşamamız için koskoca bir evren yaratmıştır. Kafamızı kaldırıp içinde yaşadığımız dünyaya şöyle bir baktığımızda böylesine muazzam bir düzenle karşılaşır ve tefekkür etmeden duramayız.

"Onlar ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki) "Rabbimiz sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru. " (Al-i İmran Suresi, 191)

Bediüzzaman bizim için yaratılan şu kainatı bakın nasıl anlatıyor: "Bu kainat, o kadar manidar ve muntazamdır ki; mücessem bir kitab-ı samedâni ve cismani bir Kur'an-ı Rabbani ve müzeyyen bir saray-ı samedâni ve muntazam bir şehr-i Rahmani suretinde görünüyor. "

Bizim yapmamız gereken tek şey ise çevremizde olup biten herşeyin bir ayet olduğunu bilmek ve gördüğümüz, baktığımız herşeye bu gözle bakmak. İnsanı diğer canlılardan ayıran ve onu insan yapan şey aklıdır. Aklı kulllanmak ve akıl yürütmek de, bunun, yani aklııl sahibi olunduğunun göstergesidir. Görmek, idrak etmek, düşünmek, muhakeme etmek ve bunlardan bir sonuç çıkarmak; işte bizden beklenen bu. Aksi takdirde Allah'ı (c.c.) gereği gibi tanıyıp takdir edememiş oluruz.

Cenab-ı Hakk insana tefekkür etmesi ve kendisine yakınlaşması için çok bol imkan vermiş, çevresini adeta mucizelerle dolu olarak yaratmıştır. Casiye Suresi'nin 13. ayetinde düşünmeye yani tefekkür etmeye dikkat çekilmiştir: "Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır. "

Allah'u Teala birçok ayette düşünebilmeye, akletmeye, aklını kullanmaya dikkat çekmiş ve bunlar yapıldığı takdirde O'nun mucizelerinin görüleceğini belirtmiştir. Maneviyat kazanmak, içli ve derin bir mümin olmak için çaba sarfetmek gerekir; bu da ancak derin bir tefekkür, içli bir dua ve şükür ile olur.