MÜMİN AHLAKINDA ZAAF YOKTUR

Kur'anı Kerim'in insanlara tarif ettiği ahlakın en önemli yönlerinden biri bu ahlakın sürekliliğidir. Bu ahlaka sahip olan insan, tavrında, salih amelinde, sabır ve itidal gösterir ve bu sabırda kendine süre belirlemez. Müslümanlar, İslam ahlakını yaşamadaki bu sürekliliği, imanlarının kendilerine kazandırdığı irade gücüyle elde ederler.

İrade, Kur'an'a tabi olmayan insanlarında bildikleri, özendikleri ama yaşamaya güçlerinin yetmediği bir mümin özelliğidir. Bu tip kişiler sadece elde edecekleri karşılığın garantili olduğu durumlarda irade gösterirler. İşinde çalışırken iradelidir çünkü karşılığı para olacaktır. Yada para biriktirirken iradelidir çünkü karşılığı, satın alacağı mülk olacaktır. Güzelliğini arttırma konusunda iradelidir, karşılığı beğeni toplamak olacaktır. Ama karşılığının belki de sadece ahirette görüleceği bir amelde, cahiliye asla kararlılık göstermez. Sonucunu dünyada ve hemen görmek ister. İşte bu irade de Rıza-ı İlahi yoktur. Allah (c.c.) bir ayetinde bu tavrın karşılığını şöyle açıklar: "Onlar yaptıkları dünyada ve ahirette boşa gitmiş olanlardır. "( Al-i İmran Suresi 22)

Her kişiye göre çeşidi ve şiddeti değişen zaafları, islami iradenin karşısındaki en büyük tehlikedir olarak görüyorum. Cahiliye, yüzyıllardır kendi kendine pek çok zaaf konusu üretmiş ve buna da kendini esir etmiştir. Toplumlarda genel olarak kabul gören ve doğal karşılanan bu zayıflık insanları Kur'an'dan, güzel ahlaktan, samimiyetten ve doğrulardan uzaklaştırıyor.

Cahiliyede şiddeti en fazla olan zaaf konuları para, mülk, mevki, güzellik, itibarlı bir çevre gibi konulardır. Vicdanı güçlü olmayan birinin, bu konulardaki menfaati, diniyle çatıştığı yerde menfaat kolaylıkla üstün gelir. Çoğu zaman menfaatine çok uygun olan bir miktar mülk yada paranın, kişiyi doğru bildiği bir ahlaktan taviz vermeye zorlaması cahiliyede doğal karşılanır. Yada karşı tarafa gösterilen hoşgörü, itibar ve saygının güzelliğe ve mevkiye göre ayarlanması doğaldır. Taktir gören kişinin, en zengin ya da güzel olması genel kabul gören bir kural olmuştur. "İş başka, dostluk başka " ahlakı da, yani kişinin menfaati ya da zaafı olan bir fırsatla karşılaştığı yerde, dostluğun bitebileceğinin olağan görülmesi de, cahiliyenin gündelik uslubu olarak sürekli gördüğümüz bir yapıdır. Zaafları söz konusu olduğunda cahiliye dostluk, güzel ahlak, doğru-yanlış gözetmez. Elde ettiği menfaatiyle kendini kalıcı ve karlı görür.

Oysa insanın öleceğini ve bu menfaatlerinin hiçbirini ahirete götüremeyeceğini akılda tutması gerekiyor. Ahirette, Cenab-ı Allah'ın karşısında parayı, güzelliği, dünyadayken sahip olduğu mesleğini düşünmeyeceği çok açık. Ahirette insan için en önemli olan ve dünyada sahip olduklarından götürebileceği tek şey takvası olacaktır.

Cahiliyenin zayıf olduğu konularda, onu umursuzlaştıran tek dönemi yaşlılık, yani ölümü hatırlamaya başladığı dönemdir. Cahiliyenin sürekli olarak hatırlamaktan kaçındığı ölüm, ergeç, insana takdir edilmiş bir zamanda ve belirlenen bir yerde muhakkak gelecektir.
Ayet-i kerimede "... De ki: ' Evlerinizde olsaydınız da üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine devrilecekleri yerlere gidecekti'..... "(Al-i İmran, 154) deniyor.

Müslüman ise ölümün yaklaşarak geldiğinin farkındadır. Bunun getirdiği akıl ve olgunluk onu gençken de yaşlıyken de iradeli ve güçlü kılar.

Kur'an da bahsedilen müminler cahiliyenin zayıflık gösterip bir türlü kendini sıyıramadığı konularını, sadece ahiretini kazanmak için bir araç olarak kullanırlar. Allah'ın hoşnut olduğu ahlakta zayıflık ve iradesizlik göstermemek müminin üstünlüğü ve ayrıcalığıdır.