ALLAH
(C.C) İNSANLARA ZULMETMEZ
Dün
Bediüzzaman'ın "Sözleri "ni okuyordum. Okuduğum yerden
bir bölümü sizlere de aktarmak istiyorum. "Şirk ve dalaletin
ve fısk ve sefahatin yolu, insanı nihayet derecede sukut ettiriyor.
Hadsiz elemler içinde nihayetsiz ağır bir yükü zaif ve aciz beline
yükletir. Çünkü insan Cenab-ı Hakk'ı tanımazsa ve O'na tevekkül
etmezse, o vakit insan gayet derecede aciz ve zaif, nihayet derecede
muhtaç, fakir, hadsiz musibetlere maruz, elemli, kederli bir fani
hayvan hükmünde olup, bütün sevdiği ve alaka peyda ettiği bütün
eşyadan mütemadiyyen fırak elemini çeke çeke, nihayette, baki kalan
bütün ahbabını bir firakı elim içinde bırakıp, kabrin zulümatına
yalnız olarak gider. Hem müddet-i hayatında gayet cüz'i bir ihtiyar
ve küçük bir iktidar ve kısacık bir hayat ve az bir ömür ve sönük
bir fikir ile nihayetsiz elemler ile faydasız çarpışır. Ve hadsiz
arzuların ve makasıdın tahsiline, semeresiz boşuboşuna çalışır.
Hem kendi vücudunu yüklenemediği halde, koca dünya yükünü biçare
beline ve kafasına yüklenir. Daha cehenneme gitmeden cehennem azabını
çeker. "
Cenab-ı Allah, bizim için seçtiği dinle, üzerimizdeki yükleri indirmiş,
dünyadaki zulümattan bizi kurtarmıştır. Bediüzzaman'ın bu sözlerini
okurken, ehl-i dalaletin içinde bulunduğu sıkıntılı, kasvetli, güvensiz
ortamı düşündüm ve bizleri imanın nuruna yönelten Rabbimiz'e hamdettim.
İnsanın nefsi azgın yaratıldığından, onca acizliğine rağmen büyüklenebiliyor,
herşeyi kendinden bilebiliyor. Halbuki biraz düşünse, hiçbir şeye
güç yetiremeyeceğini anlayacak. Ne hastalanmaktan ne de ölmekten
kurtulabiliyor. Üstad'ında verdiği bir örnekte olduğu gibi, gözle
göremeyeceği kadar küçük olan bir mikrop, koca bedenini devirebiliyor.
Ona bile engel olamıyor.
Bu kadar zavallı ve acizken, dünyanın hırsını yapınca, güç yetiremeyip
sıkıntılara düşüyor. Bu yükün altında ezildikçe eziliyor. Halbuki
tevekkül etse, herşeyi en kusursuzca tertip edene teslim olsa, Rabbi
ona en güzelini, en hayırlısını nasip edecek.
Bu sırrı kavramayan kişi için en küçüğünden en büyüğüne kadar herşey
sıkıntı ve üzüntü vesilesidir. Akşam ne yemek yiyeceğinden, ihtiyarlığında
ona kimin bakacağına kadar ince ince hesaplayıp planlamak zorunda
hisseder kendini. Rızkı verenin, koruyup barındıranın Allah (c.c.)
olduğunu bilen ise, bütün dünyayı arkasına almış gibi rahat ve huzurludur.
Üstad aczine rağmen, Rablerini vekil tutmayanları şöyle tarif ediyor:
"...Cenab-ı Hakk'a hakiki abd olmazsa, kendi kendine malik
zannedecek. Halbuki o cüz'i ihtiyar, o küçük iktidarı ile şu fırtınalı
dünyada vücudunu idare edemiyor. Hayatına muzır mikroptan tut, ta
zelzeleye kadar binbir taife düşmanları, hayatına karşı tehacüm
vaziyetinde görür... "
Cenab-ı Allah'a dayanıp güvenmeyen, O'nun gösterdiği doğru yolu
benimsemeyen ve yüzyıllardır bozulup çürümüş bir anlayışın peşinden
giden herkes, kendini altından kalkamayacağı bir yükün altına sokuyor
demektir.
Müminler tevekkülün rahatlığını yaşarken küfür inanmayanlar güç
yetiremeyeceği şeylere talip oluyor. Müminler sadece Cenab-ı Allah'ı
razı ederek karşılığında hem dünyayı hem de ahireti kazanırlarken,
onlar insanları razı etmek ve menfaat peşinde koşmanın verdiği eziyeti
yaşıyorlar. Müminler affedicilik, hoşgörü, merhamet, şefkat içindeyken,
onlar kin, nefret, haset öfke içinde ölümü bekliyorlar.
Bunların hepsi, kendisini inkar edenlere, Allah (c.c.)'ın dünyada
bir kısmını tattırdığı cehennem azabı gibidir. Müminler ise dünyaya
has tüm eksiklik ve acizliklere rağmen, Cenab-ı Allah'ın onlara
sunduğu nimetler sayesinde kalben cenneti yaşarlar.
"Allah hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez.
(Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir..."
Bakara Suresi'nin 286. ayet-i kerimesinde buyurulduğu gibi Cenab-ı
Allah kullarına güçleri üzerinde yük yüklemez. Ancak akılsızlar
böyle bir yükün altına girerler.
Cenab-ı Allah bütün kolaylık ve güzellik yollarını göstermişken,
zorluğu ve sıkıntıyı tercih edenler kendi kendilerine zulmederler.
"Biz onlara zulmetmedik ancak onlar kendi nefislerine zulmettiler.
Böylece Rabbin'in emri geldiği zaman, Allah'ı bırakıp da taptıkları
ilahları onlara hiçbirşey sağlayamadı, helak ve kayıplarını arttırmaktan
başka bir işe yaramadı. " (Hud Suresi, 101)
Üstad da yazısının devamında kendi kendine zulmedenlerin sonlarını
hakettiklerini söylüyor: "...Kendi elemiyle beraber insanların
elemini de çeker. Dünyanın zelzelesi, tauzu, tufanı, kaht u galası,
fena ve zevali, ona gayet müz'iç ve karanlıklı birer musibet suretinde
onu tazib eder. Hem şu haldeki insan, merhamet ve şefkate layık
değildir. Çünkü: Kendi kendine bu dehşetli vaziyeti veriyor... "
Cenab-ı Allah mümine imanı karşılığında kolaylık ve rahatlık verirken,
küfre de inkarına karşılık zorluk ve sıkıntıyı layık görmüştür.
Yüzümüzden, elimizden, dilimizden ve kalbimizden zulümatı kaldıran
ve aşağıdaki ayetleri üzerimizde tecelli ettiren Cenab-ı Allah'a
tekrar şükrediyorum.
"Fakat kim verir ve korkup sakınırsa ve en güzel olanı
doğrularsa, Biz de onu kolay olan için başarılı kılacağız. Kim
de cimrilik eder kendini müstağni görürse ve en güzel olanı yalan
sayarsa Biz de ona en zorlu olanı kolaylaştıracağız." (Leyl
Suresi, 5-10)
|